.
. .
. . .


Bayram kimin bayrami?

Bayram denilince benim aklima hep gülen çocuklar gelir. Üzerlerinde pazardan mi, lüks magazalardan mi alindigina hiç mi hiç aldiris etmeden, büyük bir sevinç içinde giydikleri yeni giysileriyle çocuklar... Kapi önlerinde , mahalle aralarinda oynayan, kikirtilarla gülen cilveli kizlar, saçlari islatilarak taranmis hasari oglanlar ...

Degisen dünyanin degisen adetleriyle birlikte bayramlar da eski yüzünü kaybediverdi, bu civiltili çocuk kalabalagi da giderek azaldi azaldi azaldi... En azindan yükselen apartmanlarin yogunlukta oldugu semtlerde. Bayram günleri arada sirada çalan kapiyi açtigimda karsimda gördügüm utangaç yüzlü, adlarini bilmedigim hatta tanimadigim kapici çocuklari da olmasa yok olduklarini düsünecegim neredeyse.

Peki nerede bu çocuklar?

Bir kismi anne ve babalariyla tatil yörelerinde, bir kismi evlerinde televizyon basinda, bir kismi atari salonlarinda, bir kismi eglence merkezlerinde, sinemalarda...

Bir kismi da tüyler ürpertici bir biçimde sokaklarda. Ama kendi mahallelerinin degil, kentin en kalabalik en korkutucu yerlerinin sokaklarinda. Beyoglu’nda çilgin kalabalagin arasinda ellerinde mendiller, naneli jikletler; çevre yolunun yogun trafiginin içinde ellerinde simitler, papatya demetleri. Kiminin boyu bir karis, kiminin boyu biraz daha uzamis, burunlar hep sümüklü, saçlar karmakarisik. Çesit çesit çocuk sokaklarda.

Bunlar öyle ya da böyle sokakta bir dikis tutturma çabasindakiler, henüz yitip gitmemisler. Bir de daha talihsizleri var. Terk edilmis bina yikintilarinda, parklarda karton kutularda yasiyanlar; onlarin ellerinde tiner siseleri, bally tüpleri, yüzlerinde vücutlarinda, ruhlarinda onulmaz yaralar...

Içlerinden birini biliyordum, uzaktan da olsa taniyordum onu , en azindan adinin Azmi oldugunu. Yoksulluk ve siddet kurbani çocuklardan biriydi o da... Bir korkunç cinayet nedeniyle toplumun gelgeç akli bu “tinerci çocuklara” takildiginda televizyona bile çikmisti garibim. Siyaset meydaninda elinde mikrofon kendince dertlerini, sorunlarini anlatmisti miriltimsi bir sesle, kimse gerçekten duymamisti galiba...

Programa katilan çok bilmislerin arasinda, gözleri partal pantolununda, suçlu suçlu oturmustu sabaha kadar giki çikmadan.

Azmi öldü biliyor musunuz?

Hem de Istanbul’un sik semtlerinden Gümüssuyu’nda, yolun kenarindaki bir parkta. Tinerden, uyusturucudan ya da kavgadan degil. Soguktan... Azmi, hepimizin gözleri önünde soguktan donarak, bir Mart gecesi, sabaha karsi öldü. Belki o gün içimizden birkaçi ona rastlamisti, bakmistik da görmemistik onu, farketmemistik. Yoklugunu da farketmeyecegiz kesinlikle. Ne Azmi’nin, ne de onunla çöp kutularini, karanlik sokaklari paylasan arkadaslarinin.

Keske o da Antalya’ya gitseydi. Antalya sicaciktir simdi. Denize bile girilebiliyormus artik. Söyle atardi kendini ilik günesin altinda bir kumsala...Denizi seyrederdi dalgin dalgin tek gözüyle.. Digeri kördü Azmi’nin gözünün, sokaklarda yitirmisti onu , çocuklugu gibi, nesesi gibi... Keske gitseydi Antalya’ya...

Sasmayin, bu dedigim bir fantezi degil. Özellikle Güneydogudan çok sayida çocuk bu yöreye gelerek sokaklarda yasamaya baslamis.

Antalya sokak çocuklari dernegi müdürü geçen yol 600 olan bu sayinin bu yil 1500’e çiktigini söylüyor. Ve bunlarin 300’ü de madde bagimlisiymis. Dernegin kurdugu yurtta ancak 30 çocuga bakabiliyorlarmis. Dernegin 1,5 milyar olan gideri hayirseverlerce karsilaniyormus.

Bu, ne de olsa sansli azinligin disinda kalan çocuklar sokaklarda binbir tehlike ve tehdit altinda yasamlarini sürdürmeye çalismakta Antalya’da, özellikle de cinsel istismarin hedefi durumdalar.

Çocuklarini sokaklara atan bir toplumuz biz.

Bayramda kapimizi çocuklar çalmiyor artik...

Utaniyorum...

Solmaz Kamuran.

28 Mart 1999

 

© COPYRIGHT 1996-1999, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . . .