Dam-Kavalye

"Bir dalda iki ceviz
Aramiz derya deniz
Sen orada ben burda
Ne bet kaldi ne beniz"

Once bakismalar, suzulmeler, capkin gulusler...
Ardindan bir davette ilk dans...
Ve tam bir rezalet...
Bu cift bir turlu havayi tutturamaz...
Kavalye yalnizca damin ayagina basmakla kalmaz, ortalikta orkestra uyeleri de dahil ezilmedik ayak, devrilmedik masa, sandalye birakmaz. Sonunda apartopar koyuverirler salonun dis kapisina...

Ikinci toplanti...
yine muzik baslar, ciftler birer birer cikarlar pistin ortasina. Bizimki yanasir kiza; ayaginda uc numara buyuk dans pabuclari, sirtinda kollari kisa bir demode ceket, siritarak:
-Hadi, der, hadi gel dans edelim...
-Hayir, olmaz, hayir, hayir, hayir...

***

Luksemburg Zirvesinde AB sinirlari 11 aday ulkeyle yeniden belirlendi. Donem Baskani Junker, Turkiye'nin bu sinirlar icinde yer almadigini belirterek:
"Avrupa'nin tarihi ve cografyasi nihayet birbiriyle kavustu" dedi....
Karar, Turkiye'de toplumun tum kesimlerini saran buyuk tepkiler , kimi cevrelerde ise neredeyse savas naralari attiracak ofke krizleri yaratti...

***

Bu dam, neden surekli bu kavalyeyi reddediyor acaba?
Kavalye sadece ofkeleniyor. Cevabin gerekcelerini hic dinlemiyor. Dam onu digerlerinden daha az yakisikli buldugundan mi hayir deyip duruyor?
Kavalye tepiniyor, bagiriyor, gosteririrm ona diyor; baskasiyla dans ederim, onu zaten begenmiyorum diyor; elimi sallasam ellisi diyor...
Sonra yine gidip:
-Dans edelim mi, diyor.
Ve hep ayni yanit:
-Hayir, olmaz, cunku sen dans etmeyi bilmiyorsun, sen muzigi de bilmiyorsun, sen dans salonunu da bilmiyorsun...Sen yalnizca bana sarilmak istiyorsun. Oysa danas bu degil, ogren de gel, en azindan bir iki ders al..

Ama kavalye hic aldirmiyor bu onerilere...Kendini yerlere atip tehditler savuruyor, bagiriyor, cagiriyor, ve sonunda her zamanki gibi onu salonun disina birakiveriyorlar.

***

AB bizi neden almiyon arasina?
Bunun nedenlerini ancak iyi bir ekonomist, hukukcu ve siyaset bilimci somut olarak ortaya koyabilir. Ama, azicik dikkatli bir gozlem, onlarla aramizda en azindan bazi koklu ayriliklar oldugunu belirliyor.
Neden dusunmeden hemen ofkeleniveriyoruz?
Yoneticilerin halka "hizmet goturen" profesyonel kadrolar degil, "yonetmenin" getirdigi ayricaliklari kendi kisisel cikarlari adina kullandiklari ve "yonetenler" diye bir sinifin olustugu sistemler, uygarligi yaratan ve gelistiren cagdas dunyayla ne olcude bulusup kabul gorebilir ki?

Ancak uzaktan izleyebildigimiz bu "dunya"yla aramizdaki en buyuk fark, bizim o "dunya"nin olusumuna hic bir katkida bulunmamis olmamiz, mesleksizligimiz ve hala "kul-reaya" mantiginin acmazlarinda yasamayi devam ettirme kolayciliginda ayak dirememiz degil mi?
Toplumun bir bolumu, bu "dunya"ya tumden sirt cevirip onu lanetlerken, bir bolumu de sadece tuketim bicimleriyle onunla butunlesmeye calisiyor.

Soru sorma, merak, kusku gibi insani gelistiren ozellikler, duzeni sarsacak cevaplar getireceginden, bu en azi "cok" sanarak, duzenle sallana yuvarlana debelenip giden ve sahip olduguna vazgecilmez bir ganimet gibi sarilan cabasiz avantacilar tarafindan reddediliyor ve bunun mucadelesini yapanlar; yani aydinlar, sanatcilar, bilim adamlari hemen dislaniyorlar, hatta cezalandiriliyorlar.

Turkler'in gocerlik doneminde de gecerli olan bu yapi, Osmanli'da da surdu, Cumhuriyet Turkiye'sinde de suruyor. Feodal hukumdarlik doneminden cumhuriyete gecildi, partiler kuruldu, darbeler yapildi, yeniden partiler kuruldu, yeni darbeler hep kapi arkasinda...Ve biz 2000'e iki kala hala ortacag kafasiyla dusunmeye, yasamaya devam ediyoruz. Tek fark, zaman zaman yoneticilerimizden biraz daha yuksek sesle sikayet ediyor olmamiz ve ne anlama geldigini cogumuzun bilmedigi bazi sozcuklerin dilimizde dolasir olmasi: Demokrasi, Cumhuriyet, Cagdas Hukuk Devleti gibi...
Her seyi tipki padisahtan bekler gibi "yoneticiler"imizden bekliyoruz. Oysa "yoneticiler", ancak kendi cikarlarina uydugu olcude halktan yana olabilirler ve halk da ancak, yaptigi uretim everensel boyutlarda da gecerli ise karsi cikar.
Peki, everensel olceklerde uretiyor muyuz, yaratiyor muyuz, yasiyor muyuz?...
Ne yazik ki cevap "hayir".
Durum bu kadar umutsuz mu? Bunun da cevabi yine "hayir"...
Bu her seyin surekli olarak degistigi evrende olanak disi ama, gecikerek ve agir bedeller odeyerek...

***

Sonucta tum olumsuzluklara karsin, degisimin disinda kalmak yine de mumkun degil. Biz de evrenle "entegre" olmak zorundayiz. Gorunen o ki kavalye, bu dansi istese de, istemese de ogrenecek...Ancak, eski ayak oyunlarini kendiliginden birakip, bir an once globallesmenin ortak ritmini benimserse, ofke patlamalari yerine kahkaha mutluluklarina da daha cabuk ulasacaktir.

Solmaz Kamuran

17 Aralik 1997

solmaz@turkiye.net

Eski Yazilar

© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)