.
. .
. . .


Ne zaman tanisacagiz?...

“Insan kendini tanimaz” derler...

Galiba dogru, hem fiziksel hem de ruhsal olarak...

Örnegin, anneninizin sizin için sakladigi bebeklik saçinizdan bir tutami, kurumus göbekbaginizi, ilk dökülmüs süt disinizi, evet iste bu benim, diye taniyabilir misiniz?

Belki bu kadar gerilere gitmeden de deneyebiliriz bunu. Kuaförde yere düsen perçemlerden acaba hangisi sizin, dishekiminin o gün çektigi disler arasindan kendi azili yirmi yas disinizi bulabilir misiniz, sadece ayaklari ya da elleri gösteren fotograflardan birine bakip “iste bu benimki” diyebilir misiniz?

Tirnak, dis, saç, el, ayaktan öte, ilkokul resimlerinde kendisini bulamayanlara ne çok rastlanir degil mi?

Kendi kendimizle ruhsal yakinlasmamiza gelince... Bizi uyurken, gülerken, esnerken, kavga ederken, sevisip öpüsürken kameraya alsalar, çogumuz “ ay ben böyle mi uyuyorum, ay ben böyle mi gülüyorum, ay ben böyle mi bagiriyorum, ay ben böyle mi öpüsüyorum” diye sasirmaz miyiz? Hemen herkes bir kayitta ilk kez kendi sesini duyunca garipsemez mi?

Ama nasil da iddia ederiz kendimizi çok iyi tanidigimizi, hiç mi hiç agzimizdan düsmez “ benim bir huyum vardir...” lafi.

Yalnizca kendimizi mi, toplumumuzu da en iyi bizim tanidigimiz konusunda tartismaya bile tahammül edemeyiz. Bizim oralilardan bizim memlekete kadar genis bir yelpazede atar üfleriz ha babam de babam...

Ama sik sik da sasar sasar kaliriz beklemedigimiz sonuçlarla karsilasinca. Neyse ki kolayini hemen buluruz, sürpriz, komplo, tezgah.

Kendine ve toplumuna disardan bakabilmek, kendi gazina gelmeden objektif olabilmek ne kadar da zor.

Su son seçimler bana yine kendimizi ne kadar az tanidigimizi bir kez daha gösterdi.

Daha önceki seçimlerde Refah Partisinin galibiyeti karsisinda dehsetle karisik bir panik yasayanlar simdi de MHP’nin gösterdigi performans için benzer bir saskinlik içindeler.

Daha da sasirtici sonuçlar alinacak emin olalim gelecekte, hem de yakin gelecekte. Selpak çocuklari büyüdükçe, agzimiz bir karis açik kalacak. Bir avuç insan haykiriyor “mesleksiz genç kitleler” diye, “Türk’e Türk propagandasi” diye, “ milli gelirdeki adaletsiz dagilim” diye... Herkes tavanlara bakiyor, hiç kimse aldirmiyor. Türkiye daha çok çok sasiracak kendi gerçeklerine ve hatta belki de apisip kalacak bu gerçeklerin dev projeksiyonlari karsisinda.

Oysa dis kaynakli haberlere göre ABD hiç de saskin degil, daha önce yaptirdigi arastirmalara göre zaten biliyormus bu sonucu. Her halde gelecege dönük sonsuz seçenekli planlamalari da çoktan hazirdir elinde.

Kibris sorunuyla, Kürt sorununu nasil halledeceklerinin çesit çesit çözümünü çesit çesit koalisyonlara uzatacaklar mutlaka. “Lütfen burdan buyurun” ya da “kirk katir mi istersin, kirk satir mi” misali...

Belki kasketli Kibris Fatihi Ecevit’in i beyaz güvercinler partisi DSP ve Türk irkinin kromozomatik üstünlügünü laci takim elbisesine rozet yapan üç hilalli MHP elbirligiyle, hiçbir itiraza yol açmadan çözümleyiverirler bu iki çiban basini, hem de tatlilikla. Hem Türklerin, hem Kürtlerin hem de Yunanlilarin yüzü güler. ABD ise gülmekten kasiklarini tutar.

Osmanlinin 700. Yildönümünde eski anlamiyla olmasa da en azindan ekonomik ve kültürel etkinliklerdeki agabeyligiyle Türkiye Cumhuriyeti de taçlandirilmis olur. Ta Balkanlardan Orta Asya’nin içlerine kadar uzanan bir akrabalik zincirinde.

Olmaz olmaz demeyin, olur mu olur...

Bu Lunaparkin dev aynasi bölümü. Bir de insani miniminnacik ecis bücüs gösteren aynalar var.

Ister misiniz isler iyice zivanadan çiksin, burayi da kan götürsün, tepemize insin güm güm bombalar, mülteci kamplari, aglayanlar, sizlananlar, kafasi bantli sehit adaylari, gözü yasli analar...

Aman , insanin aklina neler neler geliyor... Allah korusun...

Neyse birakalim bunlari , ne denir hayirli olsun, elle gelen dügün bayram..

Bu arda Delphoi tapinaginin kapisinda ne yaziyormus biliyor musunuz?

“Kendini tani”...

 

 Solmaz Kamuran
26 Nisan 1999

© COPYRIGHT 1996-1999, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . . .