.
. .
. . .


Las Vegas’taki Venedik...

Las Vegas’a bu kez de bir mini Venedik konduruvermisler. Açilisa ünlü Italyan sanatçilar katilmis, gondol sefalari, havayi fisek gösterileri, bir senlik bir senlik... Gazete ve dergilerdeki fotograflara bakilirsa hiçbir detay atlanmamis.

BBC’nin Türkçe yapilan bir bülteninde de konuya genisçe yer verildi. Haberi hazirlayan Italya muhabirinin sesi BBC’nin tarafsiz ve sogukkanli yayin anlayisiyla pek bagdasmayacak bir öfkenin gizlenemeyen izlerini tasiyordu, hatta haber de...Vay efendim dünyada böylesine özgün olan bir kentin nasil olur da kopyasini yapmaya cesaret edebilmis gazinocular... Venedik belediye baskani bile öylesine kizmis ki, elinden geleni yapacakmis...

Dogrusu çok yadirgadim ve anlayamadim bunun sakincasini. Venedik gerçekten rastlanamayacak ölçülerde bir güzellik, zerafet sembolü, büyüsü her geleni ayri bir lezzetle sarmalayan, unutulmaz bir kent. Ne kadar ugrasirsaniz ugrasin , ne kadar para dökerseniz dökün hiçbir kopya zaten onunla yarisamaz. Venedik’in esrarli ve bugulu geçmisi bir yapay Venedik’te bulunabilir mi? Kapi tokmaklari, merdiven basamaklari ancak insan eliyle, insan ayagiyla asindirilabilir. Yasanmislik olmayinca her sey bir basarili dekordan öteye gidebilir mi?

Herhalde bunlari, Las Vegas’in ortasina kanallari, San Marco’yu, Dükler Sarayini, Saat Kulesini koyan mimarlar, dekoratörler, heykeltraslar ve böylesi bir projeye akil almaz paralar döken sermaye sahipleri de biliyorlar ve sanirim Venedik'le yarisa girme gibi bir niyetleri de asla yok. Olsa olsa insanlara çekici ve farkli bir eglence ortamini yaratmaktir amaçlari ve tabii ki bir de bolbol para kazanmak...

Yillar önce mevsim disi bir ayda, Temmuz sicaginda, Las Vegas’a gitmistim. Sevdigim bir arkadasimla, karayoluyla Los Angeles’den yola çikip, uçsuz bucaksiz çölleri asip ulasmistik o oyuncak kente. Kaldigimiz otel bir binbir gece sarayi gibiydi, tüller içinde birbirinden güzel kizlar, ellerindeki parlak tepsilerle yumusak halilar üzerinde adeta dans edercesine, yüzlerinde gizemli gülüsler içki ve yiyecek servisi yapiyordu kumar makineleri basindaki çesit çesit ulustan turiste. Odamiz inanilmaz konforluydu ve fiyatlarda inanilmaz ucuz. Yaz indirimi olmasa zaten nasil gidebilirdik kisitli paramizla.

Soyunup dökünüp hemen firlamistik genis caddelerine Las Vegas’in, jiklet almak için girdigimiz dükkanlarda bile kumar makineleri vardi. Dev oteller süslü mü süslü...

Bir tarafta eski Roma yapilarinin görkeminde Ceaser’s, bir tarafta cümbüslü Circus, Pembe Flamingo Hilton, Golden Nugget... Alik alik arsinlamistik yollari.

Alaaddin otele geri dönerken hava kararmisti ve esas Las Vegas sasirtici bir biçimde çikivermisti ortaya. Yanip sönen, akip giden binbir renkli isik insani aptallastiracak ölçüdeydi. Çöl ortasinda yüzdeyüz insanin yarattigi bir kent, bir dev panayir. Doganin kattigi hiçbir arti yoktu, ne bir nehir, ne bir göl, ne bir yesil orman . Las Vegas belki bir ömür yasamak için bunalticiydi ama orada geçirilecek bir iki gün de anilar albümünün bas köselerinden birine oturuyordu pat diye.

O görkemli otellerin hepsine girip çikmistik ertesi gün. Her biri farkli farkli ortamlar yaratmisti. Ceaser’s otelde, Venüs heykelinin yaninda duran, üzerinde 25 yazili bir makineye bir çeyrek atip sansimi denedigimde makine garip sesler çikararak beni heyecanlandirmisdi kisa bir süre, Ingiliz kraliyet sarayindan emekli olmus gibi görünen yaslica bir garson yanima gelene kadar büyük ikramiyeyi kazandigimi düsünmüsdüm çilginca. Ama heyhat... Adam makineyi açip, benim metal 25’ligimi adeta tiksinerek uzatmis ve donuk bir sesle bu aletin 25 dolarlik jetonlarla çalistigini söylemisdi. Bu yapay Roma sarayinda hiç sansim yoktu belli. Circus Circus oteli tam adina layik bir sirk curcunasi içindeydi, dev otelin orasindan burasina giden uzay çagi tünellerinde palyaçolar, mikiler, miniler, guffyler ellerinde balonlar ve hediyelerle bize eslik ediyordu, neseli mi neseli bir müzik asla kesilmeden , rahatsiz da etmeden çalip duruyordu.

Simdi adini unuttugum bir yigin lüks, eglence merkezi... Kimi geçmisin kimi gelecegin görkemine öykünmüs yapilar. Alice Harikalar Diyarinda misali bir iki gün geçirmisdik Las Vegas’da. Her seyin yapay oldugunu bile bile ...

Aklimin ucundan bile geçmemisdi burayi asillariyla karsilastirmak...Roma Romaydi, Las Vegas da Las Vegas...

Dogrusu su mini Venedik nasil bir yer olmus, görmek isterim. Kismet olur da gidersem bu kez kararliyim, Rialto köprüsünün yanindaki makinelerde 25 dolarlik bir jetonla sansimi deneyecegim . Kazanirsam da gidip bunu gerçek Venedik’teki cam cümbüsü dükkanlarda harcayacagim...

Ne denir kismet...

Solmaz Kamuran
9 Mayis 1999

© COPYRIGHT 1996-1999, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . . .