.
. .
. . .


Zona...

Geçen Cumartesi boynumda bir agri ile uyandim, daha sonra bu agri belli bir noktada aciya dönüstü. Bir türlü büyüyemedigimden olacak arada iri sivilceler çikar oramda buramda. Onlardan biri sandim ve aldirmadan yattim uyudum. Pazar sabahi benim sivilce daha çok iri bir sigara yanigina dönmüstü ve bir yigin da arkadasi türemisti etrafinda.

Acaba allerjimiydi, çünkü bir gün önce talihsiz bir günüldü galiba, bir küçük ari tarafindan sislenmistim. Ama yaramazin beni cezalandirdigi parmagim (cezalandirmisti çünkü, ben bile bile yuvalarinin oldugu dali onlara çaktirmadan tele baglamaya çalismistim) azicik sismisti o kadar. Bunlar çok alakasizdi, kasinti yoktu, belli bir bölgede çogalip durmuslaridi, yine bir antihistaminik alip ertesi günü canim yana yana yana bekledim.

Pazartesi sabahi erkenden boynumdan karnima kadar su toplamis bir yigin agrili yarayla tuttuk doktorun yolunu. Bir bakista teshisi koydu: Zona, hem de atipik... Yani anlayacaginiz Zonanin da okkalisi. Iyi kötü bir fikrim vardi bu müsibet hakkinda, en azindan virütik oldugunu biliyordum, suçiçegi virüsünün marifetiydi. Virüsümün adi Herpes Zoster’di.

Biraz ukalalik edip:

-Çaresi yok, geçmesini bekleyecegiz degil mi, dedim.

Babacan doktor:

-Yoo var ama tuzlu, diye cevap verdi.

Reçetemizle tuttuk eczanenin yolunu çaresiz..

Tombul eczaci bayanin sesi bir önceki gün gittigi Galatasaray maçinda iyice kisilmisti. Bana hangi takimi tuttugumu sordu önce, sonra da son günlerde canimi sikip sikmadigimi. Hakliydi, yaygin bir inanisa göre Zona’nin en büyük etkeni depresyon, stres gibi benim varligimin daimi arkadaslariydi. Evet, dedim, insanin bu ülkede caninin ciddi olarak sikilmamasi mümkün mü, hersey kaygan ve yapiskan bir çamur içinde yasadigimi düsündürüyor bana ama yine de sanirim zonamin nedeni bu olamaz, eger olsaydi simdiye kadar yüzlerce kez olurdu belki de binlerce... Su simarik virüs becermisti bunu, bütün günah onundu...

Agizdan alinan ve cilde sürülen anti-virüs tuzludan da öte tam bir kazikti. Ama dogrusu inanilmaz etkili oldu. Bir hafta içinde yaralar tamamen kayboldu, üstelik de hiç agri çekmedim denilebilir, yalnizca için için yandi durdu kraterlerim. Ve dedigim gibi kisa zamanda da söndüler.

Bugün ilk kez banyo yaptim, kendimi insan gibi hissettim. Bir haftadir yikanmadigim için saçlarimdan yag damliyordu, ilaç kokulari içinde Hos Memo’nun Pasakli Kizi gibi dolasip durmustum evin içinde terliklerimi sürüyerek...

Bu yedi gün süresince yaptigim yalnizca gazete okumak, televizyon kanallarini zaplamak ve aralarda aynada zonali bölgelerimi izlemek olmustu. Aslinda gazete ve televizyon haberlerinin resmi gibiydi yaralarimin görüntüsü. Iltihapli, aci verici ve galiba laf aramizda biraz da iç bulandirici...

Hukuk disi , yalnizca hamasete, babalanmaya dayanan, hiçbir çagdas ve insani ölçüte sigmayan çogunu karacahil, sikici ve hatta budalaca buldugum bir yigin laf salatasi... Istismarin en alasi, en bayagisi neredeyse tüm toplumu dev bir anakonda gibi sarmisti.

Ben virüsümden erken teshis ve gözünü sevdigim, büyük harfli insanin övüncü, gelisen müthis teknolojinin ürünü o pahali anti-virüs sayesinde kurtuldum. Tabii bedelini maddi manevi ödeyerek... Bakalim bu toplum virüslerinden ne zaman, ne bedeller ödeyerek kurtulabilecek?

Yoksa Sosyal Zona gangrenlesip daha aci verici bir iltihap batagina mi dönüsecek?

Solmaz Kamuran
7 Haziran 1999

© COPYRIGHT 1996-1999, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . . .