| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . |
-Yapilan tetkikler gösteriyor ki sizin durumunuz çok gecikilmis bir vaka maalesef... Üç doktordan daha yaslica ve uzun boylu olani cümlesini tamamladiktan sonra derin bir nefes aldi. Elleri önlügünün ceplerinde, gözlügünün üstünden kisa bir an dikkatle yataktaki iriyari adama bakti. Bakislarindan ne hissettigini anlamak pek mümkün degildi. Ama sikintili oldugunu ve bir an önce odadan çikip gitmek istedigini, asistani olan diger iki doktor hafif hafif biyiklarini isirmasindan ve kizarmis sol kulaginin segirmesinden anlamislardi. Onlar da onu taklit eder gibi tel çerçeveli gözlüklerinin üzerinden yataktaki adama baktilar ama elleri ceplerinde degildi. Tombulca olani tuttugu hasta dosyasinin kenariyla oynuyor, digeri de tükenmez kalemini parmaklari arasinda çevirip duruyordu. Kapi agzindaki oldukça güzel hemsireyse, ilgisiz bir sekilde dikilirken, uzun tirnaklarini dikkatle gözden geçiriyordu. Yataktaki adamin rengi saradi mi, sararmadi mi fark etmedi bile. Adam tam agzini açiyordu ki, doktor devam etti: -bacaginizi ne yazik ki kurtarmak imkansiz... Yine durdu. Asistanlardan biri öne arkaya sallandi sikintiyla, öbürü camdan disari bakti. Hemsire sag elinin bas parmak tirnagiyla sol elinin orta parmak tirnaginin etlerini itistiriyordu. Adam ve yaninda ayakta duran genç kadin, doktorun yüzüne korku ve endiseyle bakiyorlardi. Ikisinin de gözleri kocamandi, simsiyahti, kalin kaslari yay gibi havadaydi, kemerli burunlarinin genis kanatlari kisilmisti. Adam dirseklerinin üzerinde dogruldu yatakta. Beyaz saçlarina hiç uymayan çocuksu bir sesle: -Yani, dedi... Cevabi duymak istemeyen bir isyan dalgasi sarivermisti sesini. Bagirmaya basladi: -Keseceksiniz degil mi, keseceksiniz, biliyorum keseceksiniz. Doktor gözlügünü burnunun üzerinde itistirdi, sinirli sinirli öksürür gibi yapti. Iki asistan ve hemsire hazirol komutu almis birer asker edasiyla silkinip dikildiler. -Baba, babacigim... Genç kadin adamin omuzlarina sarildi. -Babacigim... Adam kadini gururlu bir hirsla itti, yataktan kalkmak ister gibi kimildandi, sonra vazgeçmis bir tavirla arkasina yaslandi. Gözleri mi dolmustu, ya da hep bu kadar parlak miydilar? Cam gibi olmuslardi... -Madem öyle, kesin be, kesin, dedi. Dik dik bakti hepsine, teker teker... Doktor elleri yine cebinde iki adim atti yataga dogru, babacan bir sesle: -Sizi anliyorum ama bundan sonraki hayatiniz buna bagli , biliyorsunuz, dedi. Yaninda duran komodine egildi adam, bir sey arar gibiydi. Kizi hemen firlayip kolonyayi verdi. Eliyle istemez anlamina bir isaret yapti, sikintiyla iç geçirdi: -Ne zaman, dedi, sag bacagini oynatti. Ne zaman kurtuluyorum bu bas belasindan? Kalender ve cesur bir sekilde gülümsemeye çalisti. Herkes rahatlamisti. Kadin kollarini gögsünde kavusturup duvara yaslandi, burnunu çekip duruyordu, kaslarinin uçlari havada tiyatro masklarina benzer elem dolu bir yüzle doktora bakiyordu. Doktor, adamin omzuna dostça birkaç kez dokundu: -Hafta basi, Pazartebi hallederiz. Endise etmeyin, gerisi bize ait artik... Arkasini dönüp asistanlarina istedigi arastirmalari söyledi. Kapiya dogru ilerlediler. Hemsire metal kapakli dosyayi aceleyle karyolanin ayak ucuna ilistirip arkalarindan segirtti. Kadin babasinin terliklerini ayagiyla düzeltti. Disari çikarken arkalarina bakmadan: -Iyi günler, geçmis olsun , dediler birlikte. Ayarli kapi kendiliginden tik diye kapandi. *** Hastabakici yerleri paspaslayip duruyor. Orta yasa yakin, kir biyikli, tombulca bir adam. Ikide bir durup yanagini ovusturuyor, bir yandan da yavas bir sesle ah, of diye sizlaniyor. Adam, önünde kahvalti tepsisi, yatakta dalgin bir sekilde oturuyor. Hiç bir seye dokunmamis, yalnizca çayini bitirmis. Tepsiyi dizlerinin üstüne itti. - Bir bardak daha çay hakkim var mi, dedi. -Ne demek abi, yeter ki sen iste, emrin basim üstüne... Hastabakici elindeki paspasi duvara dayadi, islak ellerini yipranmis önlügünün eteklerine kurulayip bos bardagi alarak çikti. Biraz sonra elinde demli çay dolu bir büyük kalin bardakla döndü. -Su bardagina koydurdum, dedi uzatirken. Öbür eli yine yanagindaydi. -Hay sag olasin, çok yasa. Hayrola neyin var senin, sizlanip duruyorsun... -Disim abi, çok agriyor çok... -Gitsene doktora, çekilir mi böyle agri? -Çok direttim gitmemek için ama geçen gece canima tak etti artik, bizim mahalledeki dispansere dar attim kendimi. -Eee, çekmedi mi? -Çekti. -Peki, çekti de niye hala vizildaniyorsun? -Bilmem ama benimkiler çok köklü, galiba biri kaldi içerde. -Yine git, yine sor disçiye. -Cumartesi sabahi bosum, o güne kadar dayanacagiz çaresiz. Kesin kaldi içerde kökün biri. Zaten çelimsizin biriydi disçi... -Sen disini görmedin mi çekilince? -Gördüm, koca bir seydi. Nah böyle, çatal çatal kökler. Hastabakici tombul parmaklariyla disinin büyüklügünü gösterirken adama övünür bir sekilde bakiyordu. -Ne yapti disini disçi? -Çekti dedim ya abi. - Orasini anladik, yani çektikten sonra ne yapti? -Geçmis olsun, kurtumdun, dedi. -Ya disin? -Onu önündeki beyaz kaba atti, çit diye. -Sonra? -Sonra parayi verdim. Bildigin gibi degil, çok pahali bu dis isi. -Onu sormuyorum, disine ne oldu? Hastabakici saskin saskin bakti adamin yüzüne. -Çekildi, dedim ya abi... -Iyi tamam, çekildi, sonra? -Sonrasi iste dedigim gibi, parayi verdik çiktik, hala agriyor. -Kardesim dis ne oldu dis? -Ne bileyim abi, çöpe gitmistir herhalde. Cehennemin dibine gitsin. Anamdan emdigim sütü burnumdan getirdi meret, hala da getiriyor... -Çöpe haa, dedi adam. -Çöpe yaa, dedi hastabakici, paspasa devam etti. Sizlanarak yatagin altini da sildi. Simsiyah bir suyla dolu kovayi alip koridora çikardi, kapi agzinda durup adama döndü, sonru: -Benim simdilik isim bitti, baska çay ister misin? Ben çikiyorum da... -Yok, sagol, dedi adam. Sagolasin, sen de git bir an önce kurtul su dis isinden. Hastabakici eli yanaginda kafasini sallayarak uzaklasti. Yalniz kalinca: -Çöpe diye mirildandi adam. Metal tepsiyi kaldirip komodinin üstüne koydu. Oturdugu yerde hafif hafif öne arkaya sallandi, yine mirildandi içini çekerken: -Çöpe, çöpe... Sag bacagini oynatti. *** - Senin baban kesinlikle kafayi yemis, dedi adam bardagina yeniden raki doldururken. Sofrayi kaldirmak için sabirsizlandigi bosalan her tabagi hemen üstüste koymasindan belli olan kadin, sinirli bir sekilde önündeki tencerenin kapagini kapatip mutfaga götürdü. Tencereyi buzdolabina yerlestirirken bir yandan da kendi kendine söyleniyordu. Adam gözünü televizyondan ayirmadan: -Ne dirlanip duruyorsun orada, iftira mi atiyoruz yani? Babanin kafayi yedigini sen de biliyorsun bal gibi... Kadin elinde bir tepsi, geri geldi, masanin üstündekileri toparlamaya devam etti. Kocasini pek de kizdirmak istemeyen bir edayla ama gergin bir sesle: -Canim, ne demek kafay i yemis? Bacak onun, istedigini yapar, dedi. Adam elini gömleginin yakasindan içeri sokmus, kasinmakla kirlerini ovusturmak arasi bir hareket yaparken: -Onun olmasina onun da... Simdi , bacaga ayri, yarin bir gün kola ayri cenaze töreni mi yapilacak yani, dedi. Kadin kaslarini çatti, öfkeli öfkeli: -Agzindan yel alsin, dedi. Hem bacagi kesilen o, sen degilsin. -Bacagi kesilen o, ceremesini çeken ben. Isin yoksa kostur dur simdi bu saçmalagin arkasindan. Millet güler be... Agzini birakir da kiçilya güler hem de... -Ben bunda gülecek bir sey görmüyorum, adamin bacagi gidiyor, sen neler söylüyorsun... Kadin yine sinir içinde mutfaga gitti. Süangir sungur bir gürültü... Basladi avaz avaz bagirmaya: -Hal Allah belasini versin böyle mutfagin, biktim artik, biktim canimdan. Adam: -Hop, kendine gel, diye bagirdi. Ben evimde bela lafi istemem, bak bela okuya okuya basiniza neler getirdiniz. Kadin kapi agzina kadar gelip, elinde kirik bardak parçalari, manali bir sesle sordu: -Bakalim senin sonun ne olacak? -Bana bak, bana bak, dedi adam. Açma o som agzini yine... Yoksa karismam. -Nolurmus açarsam? -Görürsün ne olurmus. Sen galiba araniyorsun ama benim sana uymuyu hiç niyetim yok. Bardagi kafasina dikip içkisini bir yudumda bitirdi, yerinden kalkti, sokak kapisina dogru giderken: -Manyaksiniz siz, dedi. Baban da manyak, sen de manyaksin. Aynali portmantodan ceketini aldi, saçlarini söyle bir düzeltti. Kadin hemen segirtti arkasindan, en can alici silahini kullanan biri pozunda: -Dükkana gelince manyak degiliz ama, degil mi, dedi. -Baslatma dükkanindan be... Ben olmasam ne dükkan kalirdi sizde ne mükkan.... Ulan mecbursunuz bana be.... -Dükkan kimin? Sen ondan haber ver, babam olmasa köpekler gülerdi haline. Adam elini hirsla kadina dogru kaldirdi, sonra durdu: -Sen oglana dua et, o olmasa... dedi. Kapiyi çarpti, çekti giti. Kadin arkasindan firlayip tekrar açti kapiyi: -Sen kimi kandiriyorsun? Amacin belli, dogru kahve... Adam cevap bile vermedi, kadin bir süre kapi önünde sessiz, kimildamadan durdu, sonra içeri girip kapiyi usulca örttü. Salona döndü, musamba masa örtüsünü sildi, bir sandalyenin arkasinda duran dantel örtüyü yaydi üzerine, bir yandan da söyleniyordu: -Allahim nedir bu çektigim? Bir yandan bu herif, bir yandan babam... Canimi al da kurtulayim bari. *** Genç söför, iriyari, bembeyaz saçli adamin koltuk degnegini yanina yerlestirip kapiyi kapatti, direksiyona geçti, saygili bir sesle: -Ne tarafa amca, diye sordu. Adam sigarasini yakmaya calisirken: -Karaca Ahmet Mezarligina, dedi. Kasvetli bir kis günüydü, henüz ögle saatleri olmasina karsin hava kararmis gibi, sinsi yagmur arabanin sileceklerinden iki yana dogru akip derelesiyor... Söför bugulanan camlari sari bir bezle bilerken: -Kis bastirdi degil mi, dedi. -Daha dur hele, dedi adam, bu isin basi... Derin bir nefes çekti: -Ne kislar gördük biz. Bakalim bu kisi çikarabilecek miyiz? -Allah korusun amca, tas gibi adamsin. Bizim mahallede senden daha çaki gibisi var mi? -Ne çakisi be oglum, bizden geçmis artik, baksana bacak da gitti. -Afedersin amca, ama sebep neydi tam olarak, yani hastalik... -Sigaradan dediler, içme dediler ama, onu da içmezsem büsbütün dayanamayacagim... Ne yaparsin, bizim kaderimizde de böyle parça parça, azar azar ölmek varmis... -Birak su doktorlari be amca. Biliyorsun kösedeki kirtasiyeciye de neler dediler, adam zimba gibi. Yani diyecegim, Allahtan baska kimse bilmez bu isleri. -Öyle, öyle, dedi adam. Konuyu kapatmak istercesine disari çevirdi basini. Bir kösebasindaki bos arsada küçük çocuklar, soguga, rüzgara, yagmura filan aldirmadan futbol oynuyorlardi. Çamurlu sokaklarda insanlar telas içersinde kim bilir hangi islerin pesinde kosturup durmada. Kirmizi isik yaninca camlari silmek için iki çocuk yanasti arabaya, söför eliyle istemez yapti. -Dilenciligin yeni numarasi bu simdi. Kimsenin dogru dürüst çalismaya niyeti yok ki, dedi. Kimi hasta numarasinda, kimi sakat... Çete bunlar, çete... Adam yeni bir sigara daha yakti: -Ne yapsin fukaralar, dedi. -Öyle deme amca, çalismadan olur mu? Bak sen bile o oldu, bu oldu, görüyorum yine gidip geliyorsun dükkana. -NAparsin mecburiyet. Damat ters çocuk, oysa müsteriye aksilik yapmaya gelmez, velinimetimiz onlüar bizim. Ama gel de anlat. Veresiyeyi kesmis ben hastanedeyken, halden anlamak lazim halbuki. Hem bakkal kisminin sanindandir veresiye. Ne olacak kirk yilin müsterisini küstürürsen? O da gider baskasina, dedigim gibi mecburen gidip geliyorum, tepemi attiriyor ama torunun hatirina idare ediyoruz iste. -O da bayagi büyüdü. Geçen gördüm, koca delikanli olmus, okulu ne alemde? -Kimselere benzemez o, zehir gibidir. Bu sene sona geçiyor, yüzümü kara çikartmadi çok sükür. Yol kenarinda uzun duvarlarin arkasinda, selcileri ve beyaz taslariyla Karaca Ahmet baslamisti. Kentin göbeginde, kimsenin gönüllü girmedigi bir sesiz yesillik... -Nereden girelim, dedi soför. -Sen girme, beni ana kapida birak. Bir eski arkadasi ziyaret edecegim de... -Ben de soracaktim ama çekindim, cenaze filan mi var, diye. -Yok yok, yalnizca ziyaret. -Istersen bekleyeyim amca. -Sagolasin ama bir parça sürer benim isim. Borcum ne kadar? -Iki yüz elli yeter. Adam parayi verdi. Söför yine inip yardim etti, koltuk degnegini verdi. Adam aksaya aksaya genis kapidan içeri girip kayboldu. Çamur siçratarak geçen arabalar ve otobüslerdeki insanlar hemen yani baslarinda uzanip giden bu gizemli son duraktan habersizmiscesine bambaska duygu ve düsüncelerin karmasasinda didisip duruyorlardi. *** -Yani biliyorum, senin de basini agritiyorum ama, inan senden baska içimi dökebilecegim hiç kimsem yok. Kadin bir yandan telefonda konusuyor, bir yandan da elindeki bezle sehpanin tozunu aliyordu. Banyo kapisinin önüne yigilmis çamasirlardan ve ortada duran süpürgeyle kovadan evde temizlige girismis oldugu belli. -Gerçekten diyorum, ne yapacagimi sasirdim. Tam yukari tükürsen biyik asagi tükürsen sakal hesabi... dogru haklisin, idare etmek lazim ama, babam artik resmen çigirindan çikti. Onun yüzünden evde her gece kavga, her gece patirti. Yüzüne söylemiyorum ama adam yerden göge hakli kardesim. Yillardir iyi sabretti yani. Sabahtan aksama çalisiyor, eve üç bes kurus fazla para girsin diye, ama yaranmak ne mümkün... Resmen çirak muamelesi yapiyor koskoca adama, hem de elalemin içinde. Sonra da acisi benden çikiyor aksamlari. Yok senin baban söyle, yok senin baban böyle... Bir dakika canim, su ocagin altini bir kisayim da... Telefonu sehpaya birakip aceleyle mutfaga kosturdu. Yine kendi kendine söylenip duruyordu. Geri geldi, ahizeyi aldi: -Afedersin hayatim, az kaldi yemegi yakiyordum da... Kafa kalmadi artik bende, emin ol kalmadi. Annecigimin ölümünden sonra biliyorsun her sey benim üzerimde. Yani yüksündügümden degil, tabii bakarim babadir ama... Yok sekerim, ameliyattan filan degil, huyu kötü, huyu... tamam kolay degil insanin bacaginin kesilmesi, anliyorum anlamasina da... Allah askina söyle, kesik bacaga mezar ziyareti yapildigini hiç duydun mu? Yok canim dogrg, bal gibi dogru. Bizim duraktaki genç söförlerden biri laf arasinda söylemis benimkine. Kaçtir mezara gidiyormus. Yok canim, isin aslini söyler mi? Arkadasinin kabrini ziyaret ediyormus güya... Ayol o anneminkine bile gitmemistir hayatinda, ne arkadasi? Kesik bacaga cenaze töreni, arkasindan mezar ziyaretleri, hacilarla hocalarla muhabbetler... Hani dindar bir adam olsa içim yanmaz. Eski köye yeni adetler... Masadan bir sigara alip yakti kadin, arkadasini dinlerken efkarli efkarli dumanini savurttu, bir yandan da kafasini sallayip duruyordu. -Haklisin, bu benim de aklima geldi. O herifi oldum olasi sevmem. Akli fikri bizim dükkani ucuza kapamakta. Koca dükkan, onu da alacak ki is hani yapsin binayi. Babam, ona kaç kez olmaz, dedi. Yani aslinda o is kapanmisti. Ameliyatla birlikte tekrar ortaya çikti adi herif. Bir dakika bile ayrilmiyor yanindan babamin. Hastaneye her gün geldi sayilir. Yok anacigim, hiç söyler mi simdi... Babam da, adamin günahini aldim, megerse ne mübarek adammis, deyip diriyor. Saf iste... Sigarasini önündeki tablada söndürdü. -Yani kendi mali, ister satar, ister atar atmasina da... Bizi de düsünmesi lazim. Bir iki söyleyeyim dedim, bir öfke, bir öfke... Yok bizde Allah korkusu yokmus, aklimiz fikrimiz paradaymis. Sustum sekerim, sustum... Ne yapacaksin, basa gelen çekilirmis, kolaysa çek... Ah vallahi çok makbule geçer, babana bir çitlak bakalim. Ama gözünü seveyim bu anlattiklarimdan haberi olmasin. Kiyameti koparir, zaten bir damla huzurum kalmadi. Senin de canini siktim dertlerimle. Tabii gelirim, sen de gel. Böyle telefonda olmuyor. Tamam, bekliyorum. Öperim canim, evdekilere çok çok selamlar. Hosçakal... Kadin telefonu kapatti. Bir süre iki eliyle yüzünü tutup dalgin dalgin oturdu. Sonra kalkip islerini yapmaya koyuldu. *** kisa boylu, sisman, kasketli adam ve koluna girdigi koltuk degnekli iriyari adam dar sokagin neredeyse tamamini kaplamis olan insan kalabaligini zorlukla yararak tek katli ahsap binanin kapisina ulastilar. Etraftakiler onlara bakip homurdaniyorlardi. Kapida bekleyen ince sakalli, beyaz dantel takkeli genç: -Siraya bey amcalar, dedi. Koltuk degnekli olan sikintiyla yüzünü burusturdu. Kasketlisi hemen atildi, takkelinin kulagina bir seyler fisildadi. Takkeli genç kenara çekildi: -Buyrun söyle geçin, dedi. Eliyle yari karanlik, kadinli erkekli bir kalabaligin doldurdugu salonda dipteki banki gösterdi. Kasvetli bir yerdi... Bu yalnizca penceresiz olmasindan ya da tepede viziltilarla yanan yari bozuk flüoresanin çig isigindan kaynaklanmiyordu. Salon duvarlarinin diplerine çepeçevre siralanmis banklarda oturan, genellikle sessiz arada bir miriltilarla konusan insanlarin yüzleri de en az mekan kadar kasvetliydi... Iriyari adam egilip yavasça: -Bakalim ne diyecek, dedi. -Ben geçen defa, defin için de ona danismistim. Mutlaka bir netice aliriz. Dini bilgisi çok derindir, çok... Nefesi de kuvvetli, baksana su kalabaliga... Adam etrafina bakindi... Yasli bir kadin, tavirlarindan oglu ve gelini olduklari belli olan çifte karnini gösterip, yüzünü burustura burustura sikayet ediyordu. Kadinla adam sirayla ovusturuyorlardi ihtiyarin karnini. Hemen yanlarinda çocuk denecek yasta, güzel gözlü bir genç kiz... Kafasina sikica bagladigi esarbi, topuklarina kadar inen açik bej pardösüsü ve onlarin altindan görünen siyah, kalin topuklu rugan ayakkabilari hepsi yepyeniydi. Altin takilarla dolu elliriyle, ayakkabilari ile bir model olan çantasini kucaginda siki siki tutuyordu. Yaninda oturan yaslica kadinlar alçak sesle sohbet ediyorlar: -Meyva vermeyen agaci taslarlar, demez mi kadin herkesin içinde... Tuttum kizi kolundan, kaptim getirdim buraya. -Pek ala yapmissin, gör bak, ayina kalmaz olur bu is. Hemen yanibaslarinda, kucagindaki çocugu sallaya sallaya uyutmaya çalisan bir baska kadin, Allahim sen bilirsin, diye mirildandi. Bitisigindeki sisman kadin sordu: -Nedir senin derdin kardes? -Ahh, ahh... Oglum teyze... Kaç yasina geldi, hala konusamiyor, yürümesi de çok zayif. Iki günün birinde düsüp düsüp bayiliyor. Cinlere karismis, dediler. Kapi kapi dolasiyoruz. Son bir ümit geldim buraya. -Kaç yasinda oglan? -Yedi. -Daha ufak görünüyor, düzelir, düzelir insallah. Kadin kaygili basini salladi: -Sizin neyiniz var? -Bizim damada büyü yapmislar. Evin kapisindan girip de koridordaki haliya ayagini basti mi basliyor kavgaya. Evde ne agiz tadi kaldi ne de huzur. Geçen baktim sokak kapisinda yagli bir kir, kokladim, yag ama domuz yagi... Hemen anladim isi... Kaynana olacak cadidan çikiyor hepsi. Sanki kizimdan alasini bulacaklar... Daha önce eltim için de gelmistik buraya, hoca efendiye, dogrusu faydasini gördükdü... Hoca efendinin çözemedigi büyü yoktur. -Kim bilir, belki benim oglanda da büyü vardir. -Kaynanan olmasin sakin? -Yoo, olamaz, kaynanam benim öz be öz teyzemdir. O katiyen böyle bir sey yapmaz, ama nereden bilirsin ki kim, ne yapar? Kem gözlü çok bu dünyada... -Öyle, öyle... Iriyari adam koltuk degneklerine yaslanip derin derin içini çekti. -Sikma canini biraderim, dedi sisman arkadasi. Bak göreceksin, nasil rahatlatacak seni hoca efendi. Çok genç ama yüzünden nur akar , nur... Öyle bilgili, öyle derin bir zat-i muhterem. Geçecek sikintin, geçecek... -Bildigin gibi degil, kendimi parça parça ölüyor gibi hissediyorum. Sik sik rüyalarimda kendimi mezarlikta buluyorum, kendi mezarimi kazarken... Geçenlerde sabaha karsi ter içinde uyandim. Rüyamda bacagimi çalmisim mezardan, bacagim elimde dolaniyorum ortalarda.. -Bacagin dua istiyor o kadar... Yapalim su isi bak, rahatlayacaksin , görürsün. -Soralim bakalim da ne diyecek... -Mutlaka seni rahatlatacaktir, emin ol. Hem dua etmenin nesi günah olur ki? O da Allahih yarattigi vücudun bir parçasi, kirkini da yaparsin, mevlut da okutursun. Kime ne? Salona açilan kapilardan biri aralandi. Biri genç, digeri yaslica, kiyafeklerinden kirsal kesimden geldikleri belli olan iki adam ellerinden sikica tuttuklari on bes on alti yaslarinda bir çocukla disari çiktilar. Çocugun belirgin çikik bir alni, küçücük bir çenesi, kanatli genis bir burnu vardi. Gözlerinde korku dolu, adeta vahsi bir bakis,,, Tek bacagi daha kisa ve içe dönüktü. Agzinin kenarindan salyalar süzülüyor, ulumayla çiglik arasi seesler çikariyordu. Adamlar: -Allah razi olsun, deyip kapiyi yavasça örttüler. Çocugu neredeysi sürükleyerek kapiya dogru ilerlediler. Takkeli gence: -Borcumuz ne kadar, diye sordular. Takkeli seyrek sakallarini sivazlayarak, herkesin duyabilecegi bir sesle: -Hoca efendi kendisi için hiç bir sey almaz... Gönlünüzden kopani suraya birakin, cami için, dedi. Adamlar ceplerine önceden hazirladiklari belli olan bir kagit para demetini çanagin içine koydular. Bir kenarda duran büyücek bir sepeti de bizim oralarin taze meyva sebzesi deyip birakip çiktilar. Arkalarindan kucagindaki çocugu sallayan kadin hariç herkes oturdugu bankin kenarina vurup kulak memelerini çektiler ve kafalarini iki yana salladilar. Öbür kapi açildi, ufak tefek bir baska sakalli bilezikli kiza: -Buyur bacim, dedi. Annesi de hamle etti. Ufak tefek sakalli: -Gerekirse biz seni de çagiririz anne, hele otur biraz, dedi. Kapi kizin ardindan kapandi, beklesen kalabalik yine dertlesmeyi koyuldu. *** Kadin, bir yandan elindeki pantolonun sökük cebini tamir ediyor, bir yandan da televizyona bakiyor. Adam koltugunda sigara üstüne sigara yakiyor. Ikisi de sikintili, arada bir kadin içini çekiyor, adam da oflayip pufluyor. Kapi çalindi, kadin hemen firlayip açti. Elinde bos bir tepsi, ogullari girdi içeriye. Biyiklari yeni terlemeye baslamis , temiz yüzlü bir delikanli. Kadin tepsiyi aldi, masanin yanindaki sandalyeye ilisiveren ogluna merakla sordu: -Ne dedi, ne yapiyor? Adam da ellerini dizleri arasinda kavusturmus, merakla çocuga bakiyor. -Iyi, dedi oglan, gözleri ekranda, sustu. -Çatlatma simdi insani, ne demek iyi? -Yemeklere tesekkür etti. Biraz oturduk iste, sagdan soldan konustuk, okuldan falan... -Benim için bir sey dedi mi? -Anne ben casus muyum? -Ne demek casus muyum, o benim babam, merak ediyorum. -Çok merak ediyorsan, git de kendin sor... -Dogru konus benimle, ayarini kaçirma. Oglan hiç cevap vermeden yerinden kalkti, odasina girip kapiyi kapatti. Kadin arkasindan: -Sen de onun giiibisin, diye bagirdi. Çocugun odasindan bir müzik sesi yükseldi. Kadin elindeki tepsiyi masaya birakip: -Ben simdi sana... diye söylenerek hirsla odaya yürüdü. Kocasi: -Saçmalama be, otur oturdugun yerde, büyütme, dedi. Kadin geri dönüp kocasinin karsisina oturdu: -Ne olacak bu halimiz, diye sordu. -Sana kim dedi, git de babanla itis diye. Bir feveran, bir feveran, sonra kim derleyip toparlayacak ortaligi? Ben... Ama artik sabrim kalmadi, is iyiden iyiye çigirindan çikti. -Nasil kavga çiktigini biliyorsun. Her seyini o ahlaksiz adama üç otuz paraya satmaya kalkmasaydi bunlar olmazdi. Hacilar, hocalar, üfürükçüler... Hepsi de o adinin çetesi. -Tamam kes, biliyoruz. Yalniz biz degil, yedi mahalle de biliyor. Ama bilmek yetmiyor. Tatli dil yilani deliginden çikarir derler, kavga edecegine yakin duraydin bunlar basimiza gelmezdi. -Yani dinime küfreden Müslüman olsa... Herifi sokakta evire çevire döven kim? -O baska, senin aklin ermez bu ise. Hem babani dövmedim ya... Isin dogrusunu istersen içimden gelen onu dövmek ama... Kadin kocasina kötü kötü bakti, sesini çikartmadi. -Ne yapacagiz simdi, dedi. Adam bir sigara daha yakti, sustu, sonra: -Dinsizin hakkindan imansiz gelir, bir hoca da biz bulacagiz, dedi. Kadin, gözleri saskinliktan kocaman kacaman açilmis: -Nee, diye bagirdi. *** -Vallahi tam filme döndü bunlarin isi... Kanepede oturan kadin kahvesinden bir yudum alirken , bir yandan da karsisindaki koltuklarda oturan diger iki kadini mavi gözleriyle onay bekler bir bakisla süzdürüyordu. Cam kenarindaki topuzlu: -Çok haklisin, televizyona çiksalar yeri, dedi. Onun yaninda oturan en yaslilari: -Olur sey degil yani, diye lafa karisti. Bosuna dememisler erkek kismi önden gitmeli, yoksa böyle ele güne kepaze olur iste... Elinde demli çaylar ve pasta tabaklariyla dolu bir tepsiyle içeri giren ev sahibi: -Ne olmus, ne olmus, kim kepaze olmus, diye sordu. Kanepedeki kadin: -Canim su bizimkiler, evlenmis ya adam... Elindekileri sehpalara yerlestiren ev sahibi: -Yaa duydum, duydum. Hel de yari yasinda bir kadinla evlenmis, dedi. Topuzlu: -Ben artik bu isi takip edemiyorum. Hani o yaslica olan kadinla evleniyordu, bu taze de nereden çikmis? Kanepedeki kadin: -Benim bildigim, dükkanin pesinde olan o adam vardi ya? Hani damadin sokakta kavga ettigi; iste o adam haciydi, hocaydi diye bizimkini kapi kapi gezdirirken bakmis ki bir türlü ikna edemiyor satisa, o yaslica kadini ortaya çikarmis, salihati nisvandan diye.. Yasli kadin söze karisti: -Bunlar çarpilmaktan filan da korkmuyorlar. Desene adamini malini elinden alabilmek için hocayla birlikte dalavere çevirmisler aslinda... Kanepedeki kadin: -Yani benim bildigim böyle, kizinin yalancisiyim. Her neyse, adamin zaten bacagi kesilmis, kafasi karisik, malum huysuzdur da... Yasli kadin: -Bilmez miyim, bilmez miyim?... Zavalli rahmetli karisi tir tir titrerdi, aman simdi neye kizacak, neye bagiracak, diye... Bir de simdi olanlara bak. Allah .u erkek milletinin köküne kibrit suyu... Topuzlu kadin: -Eeee, sonra ne olmus, diye sordu merakla kanepedekine. Kanepedeki ev sahibine döndü: - Ellerine saglik, çok güzel olmus Alman pastan sekerim, ben hiç beceremiyorum. Ev sahibi: -Afiyet olsun, çok kolay, sen alasini yaparsin, dedi. Topuzlu tekrar: -Eeee, dedi. Kanepedeki: -Ay dur patlama, anlatacagiz, nerede kalmistik? Ev sahibi muzip muzip gülerek: - Nisvanda , dedi. Yasli kadin: -Tövbe de kizim, tövbe de... Kanepedeki: -Iste bunlar hocayla birlikte ufak ufak para sizdiriyorlar. Dualar, hatimler, mevlutlar, camiye yardim filan, ama is dükkan konusuna gelince bizimki iihh diyor. Tabii kizi da çildirmak üzere, aman dükkan elden gidiyor diye, nereden bilsin babasinin dükkani elden çikartmaya hiç mi hiç niyeti olmadigini, küsler zaten... Her neyse kari-koca bunlar da bir baska hoca buluyorlar. Allem kallem adami ikna edip ona götürüyorlar. Adam iki arada bir derede iyice deliriyor. Iste tam bu sirada bi salihati nisvandan hatun kisi çikiyor ortaya. Söyle dini bütün, böyle namuslu , diye tanistiriyor üçkagikçi kadini adama. Adam da zaten akili basinda degiul, he diyor. Ev sahibi: -Kizi napiyor bu arada? -Onun bu durumdan haberi yok, yine kapismis babasiyla, adam yani öbür herif ortaya tekrar ortaya çikinca. Yani bu evlenme meselesini bilmiyor. Adam torununa çok sever bilirsiniz, meger çocuga söylemis, annesi sikistirinca oglan anlatiyor. Aman bir kiyamet, bir kiyamet... Kizla damadin etekleri tutusuyor. Haydi gelsin yine onlarin haca efendi... Yasli kadin: -Duyulmus rezalet degil, dedi. Allah insana akil zailligi vermesin, sen koru yarabbim. Ellerini iki yana açip yalvarir gibi havaya bakti. O sirada bardaklari toplayan ev sahibi: -Bir bardak daha ister misin teyzecigim, dedi. -Eh, alayim bari, ama açik olsun. Varsa bir dilim de limon ativer içine yavrum. Ev sahibi mutfaga dogru giderken: -Aman beni bekleyin, dedi. Kanepedeki kadina dogru: -Dur, bekle, sakin anlatma. Iki üç dakika sonra yeni dem doldurulmus bardaklarla döndü salona. Çabuk çabuk dagitti çaylari, kendisi de kanepenin bir ucuna ilisti, yanindaki kadina döndü: -Sonra, dedi, sonra ne olmus? Kadinlar kahkahalarla güldüler, yasli olani: -Merakli tursucu, dedi. Ev sahibi: -Sanki merak edilmeyecek gibi bir sey mi Allah askina teyzecigim, dedi. Çayini tingir tingir karistiran kadin: -Vallahi öyle, dedi. Bu yasima geldim böylesini duymadim, kazik kadar adam, torun torba sahibi, bacagin gitmis öbür ayagin çukurda, su yaptiklarina bak bir de hele... -Teyzecigim, dedi ev sahibi, iyi de adam durduk yerde yapmamis ki bunlari. Neticede onun derdi kendisiyle basta, bacagi kesilmis, içine ölüm korkusu düsmüs, çare ariyor... Ben ille de evlenecegim, diye bir sey söylememis ki... Bence isin bu raddelere gelmesinin en bas sebebi önce o üç kagitçi müteahhit mi neyse o iste. Sonra dogrusu ben kizini da kusurlu buluyorum, yani yüzüne de söylerim, çekinmem. Insan yalniz para düsünmez ki... Sonuçta karsindaki baban da olsa bir insan... Yaslansa da yasiyor isti, bir gün hepimizin basina gelecek. Kadinlar hak verircesine baslarini salladilar. Topuzlu kadin kasigini bardaginin üstüne koydu: -Haklisin kardes, dedi, bak adam kendini gerçekten seveni biliyor, her seyini torununun üstüne yapmis sonunda. -Ya genç karisi? -Lafimi tamamlattirmiyorsunuz ki, dedi kanepedeki kadin. Ev sahibi: -Ay vallahi afedersin, lafini agzina tiktim. Haydi anlat, seyde kalmistin, kiziyla damadi yeniden kendi hocalarini getiriyorlar. - Evet, aliyorlar adami dogru babalarinin evine. Içeri bir giriyorlar ki üçkagitçi ve öbür hoca içerde, hatun kisi de orada. Iki hoca önce terbiyelerini bozmadan konusmaya basliyorlar, sonra yavas yavas atismalar basliyor. Zaten birbirlerini uzaktan da olsa taniyor adamlar, ne de olsa ayni meslek erbabi... Her neyse, sensin benim derken is münakasaya dönüsüyor. Basliyor kizin buldugu hoca digerinin kirli çamasirlarini bir bir ortaya dökmeye, üçkagitçi müteahhit de giriyor isin içine. Kizan siniri zaten tepesinde, öbür kadin dersen evin kirk yillik hanimi pozunda... Birbirlerine giriyorlar. Kiz kadini kovmaya kalkiyor, kadin bir açiyor agzini, pir açiyor. Gidiyor o söyle duindar, böyle edepli kadin, geliyor bir yelloz mahalle karisi. Aman ne hakaretler, ne küfürler... Hocalar dersen, neredeyse yumruk yumruga birbirlerine girmisler. Üçkagitçinin ipligi pazara çikmis. Yani diyecegim, herkes eteginde ne varsa bir bir dökmüs ortaya. Kadinlar hayret ve saskinlik sesleri çikararak dinliyorlar kadini, topuzlu olani merakla: -Peki adam ne yapmis bu durumda, diye sordu. -Ne yapsin. Önce durun, susun, oturun filan derken nasil bir dalaverenin içinde oldugunu anlayinca firlamis yerinden, kapmis koltuk degnegini, yapistirmis üçkagitçinin alninin ortasina. Adamin yüzü gözü kan içinde kalmis, damat tutmus o yelloz kariyla hocayi atmis merdivenlerden, öbür hoca da piliyi pirtiyi toparlayip sivismis. Baba, kiz ve damat kalmislar basbasa ama adamcagizin tansiyonu firlamis herhalde birden, yigilmis oldugu yere. Dogru hastaneye, apar topar... Tam bir buçuk ay kalmis orada. Ne kizini istemis, ne damadini, bir tek torununu kabul etmis. Duyduguma göre kalbihde bir sey yokmus da ruhsal tedavi yapmislar galiba. Yasli kadin: -Eeee, bu yastan sonra azarsa... Ev sahibi: -Peki bi genç kadin da nereden çikmis? -Hastanede ona bakan hemsirelerden biriymis, ben söyle uzaktan gördüm. Geçen gün kizina gelmislerdi de... -Artik görüsüyorlar mi, dedi topuzlu. -Görüsüyorlar, görüsüyorlür. Anladigim kadariyla kadin kimsesiz biri, iyi kalpli bir kadin, eli yüzü de düzgün, adama da iyi bakiyormus, sigarayi migarayi biraktirmis, düsünün... Evlenince emekliligini istemis, beraber Sariyerin oralarda bir yere tasinmislar. Anlayacaginiz iyilermis. -Kizi bir sey dememis mi, diye sordu ev sahibi. -Ne diyecek? Kadin para pul istemiyor, babasina gül gibi bakiyor, her sey torunun üstünde. Daha ne olsun? Yasli kadin lafa karisti: -Genç kariyi görünce agzi burnu tutulmus zahir topalin... Zavalli rahmetli karisi, ah ahhh... Topuzlu: -Adam bir bacagini kaybetti ama, desene Allah yerine genç bir kari verdi. Hayat iste.. Saatine bakti: -Aaaa, saat kaç olmus, dedi. Ben artik gideyim, benimkiler birazdan gelirler. Öbürleri de davrandilar. Kanepedeki kadin çantasini toparlarken: -Valla zaman su gibi geçti, dedi. Kapiya dogru yürürlerken hep birlikte: -Öyle, öyle, dediler. Solmaz Kamuran © COPYRIGHT 1996-1999, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |