| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . |
Zili iki kez uzun uzun bir kez de kisa çaldi. Yorgun terlik tipirtilari ve ayaklardan daha yorgun bir bastan çikan ses: -Kim o? - Anne...Benim... ne kadar sustular biri kapi arkasinda bir kapi önünde. Neden sonra yorgun ses titreyerek: -Elini göster , dedi. Yer yer nikelaji asinip griye dönmüs kapi zincirin arasindan elini uzatti. Titremesin diye parmaklarini iyice bitistirmisti. Mayisin besiydi, yirmi üç yasindaydi. Babaydi, ama hala annesini arayan bir babaydi. Galiba yine de titredi eli, hatta bacaklari da... Kadin araliktan uzanan ele bakti, ince uzun parmaklar, eklemleri güçlü, tam basparmagin üstünde bir kahverengi leke , üzerinde iki üç uzun tüy... Yüregi kalkti, evet bu oydu. Iste o an gelmisti, sallandi. Sallandilar, hep birlikte ama ters yönlere, her zamanki gibi. Kapi açilmadan önce kapandi . Açilinca ne demek gerek, ne yapmali? Acemice kucaklastilar, yabancilik buzdan bir zirh gibiydi ikisinin de üzerinde. Içlerindeki ates ve sicaklik eritemezdi onu asla. Ah bir eritebilseydi... Oturdular. Biri kitapligin sagina, biri de soluna. Birer sigara yaktilar. -Bir çay yapayim sana , dedi, kadin, ayaga kalkti. O mutfaga dogru giderken yüreginde bir özlem rüzgari aradi adam. Ama hiç bir seyi hatirlamiyordu . -Zahmet olmasin, anne, diye mirildandi. Alni terlemisti, elinin tersiyle sildi. Nerden kalkmisti böyle bir ise? Sonra o tek soluk görüntü geldi yine gözlerinin önüne. O çiçekli elbise, onu sarip sarmalayan o tatli sicaklik; alnina, yüzüne degen o kizil isikli kahverengi perçemler,saçlarinin arasinda gezinen tirnaklari hafif uzun o parmaklar ve o yüzü olmayan kadin... Anne... *** Kadin ocagin üstüne çaydanligi koyuyordu. -Ister misin tüp bitsin, dedi kendi kendine. Neyse yanmisti ocak. Mutfagin salondan görünmeyen bir kösesinde aglamak istedi, sirtini yasladi dolap kapilarina . Ama aglayamiyordu... Babasinin cenazesini düsündü ve sonra baska cenazeleri, birbir kaldirdigi... Nasil tasimisti ölmemis çocuklarinin tabutlarini, hem de yillarca... Çok aci çekmisti, çok... Ve belki de aglayacak bir sey kalmamisti. Herkes mezara girmemis miydi, bitmemis miydi bu iskence? *** Bir resim vardi duvarda, genç ve genis gülüslü bir kadin...Yaninda bir eski takvim yapragi , üzerinde bir resim, üzüm yiyen çocuklar...Çerçevesi ince kahverengi çitadan. Koltuklar ilkokuldaki müdürün odasindakilere benziyordu, vazodaki plastik çiçekler bile. Adamin içi sikildi. Elleri hala ter içindeydi , pantolonunun kenarlarinda ovusturdu avuçlarini. Sigarasi, fare tüyü rengindeki haliya gri bir böcek iskeleti gibi düsmüs, aceleyle izmariti yerden kapip ayagiyla yaydi külü, küçücük bir siyahlik kaldi, yanik izi. Tabanini basti üstüne. *** Sekerlerini bardaklarin içine atip, uzun uzun tingirdattilar kasiklari cam duvarlarda. -Babam, dedi. -Baban, dedi. -Para, dedi. -Evet, para, dedi. -Ah keske, dedi -Ah keske, dediler, sustular. -Ararim, dedi. -Ara, dedi. Buzlu bedenleriyle kucaklastilar, oysa bardaklar bile daha sogumamisti. Kadin iki kürek toprak daha atti ölmemis oglunun mezarina, oglu bir taksiye atladi hizla. *** Küçük otel odasindaki yatagin bir kenarinda oturan genç kadin endise ve merak dolu bakislarla ama hiç bir sey söylemeden bakti içeri giren kocasina. -Erken kalkmistim, söyle bir dolastim iste. Biliyor musun, hiç bir sey degismemis bu sehirde, hep ayni kasvet, hep ayni sikinti... Haydi gidelim bir an önce. Çantalarini aldilar, çiktilar.
Solmaz Kamuran © COPYRIGHT 1996-1999, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |