YILBASINA KAÇ ÇESIT GIRILEBILIR?


Arkadaslarla bulusulup gidilmis son moda bir barda, gurultulu bir muzigin ritmine uymaya calisip , sallanilan pistte yeni bir aski aranarak...

Taze askla, kokulu mumlarin buyulu isiginda, Bakus'un rehberliginde, bir masada fisildasarak...

Birbirini iyi taniyan birkac cift, bir evde toplanilip, tv'de dansoz seyredilirken kahkah kihkih yiyip icerek...

Coluk cocuk, dede buyukanne, televizyonun basina toplanilip, bagiris cagiris yilbasi sifrelerini yazarak...

Gunduzden ozenle hazirlanmis zeytinyagli yaprak dolmalari, azicik pastirma, biraz tursu, ic pilav ve tavuk yahnili bir sofranin artiklarinin basinda, rakiyla tutsulenen kafalarin cikardigi yilan dilli kavgalarin sonunda, pismanlik icinde aglayarak ya da "ulan yarin ilk isim seni bosamak" diye bagirarak...

Ayrildigi esine saat tam on ikide telefon acip, duruma gore ya hic ses vermeden oylece kalarak ya da "oylesine aradim evdesindir diye, ne var ne yok, diyorum ki su okul isi..." cinsinden bir seyler geveleyerek...

Bir kucuk, yari karanlik odada ucuz sarap icerek, catilarin arasindan gorunen bir parmak araliktan denizi, uzaktan goz kirpan isiklari seyredip, parazitli bir radyodan eski sarkilari dinleyip kendine eziyet ederek...

Ter icinde sevisirken "hep seni ozlemisim..." diye karsilikli yalanlar soyleyerek...

Acaba arayacak mi, aramayacak mi, Tanrim ne olur arasin, diye telefonun basina dikilerek...

Yatakta izledigi televizyonun uzaktan kumanda dugmesine basip "ne olacak iste, yine bir bok yok..." deyip on ikiye yirmi kala coktan uyumus olup; tombala, kuruyemis, mandalina ve portakalla gecirilmis eski yilbasilarin duslerini gorerek...

Kor karanlik, dar bir yolda, portakal yuklu bakimsiz bir kamyonun direksiyonunda, arabesk sarkilar dinleyerek...

Nobetci itfaiye istasyonunun salonunda dort kol pisti atarak...

Nezarethanede kucuk ya da buyuk olaylara karismis birilerinin ifadesini takir tukur bir daktiloyla yazarak...

Buyuk gazinolarin onunde ceketini ilikleyip kostura kostura araba kapilarini acip kapayarak...

Kuytulara birakilmis arabalarin icine hizla ve yilan gibi kayip, basta radyo-teyp olmak uzere icerde ne var ne yok hizla yuruterek...

Son vapurun yan kupestesinden sarkip kusarak...Ya da kaptan koskunde, demli bir bardak cayin yanina bir sigara yakarak...

Acil cerrahi nobeti tutarak...Ya da acil cerrahide kafasina dikis atilarak...

Dogumevi koridorlarinda sabirsizca sigara ustune sigara yakarak...Ya da icerde can havliyle disini sikip, ikinarak..

Yogun bakimda, makinelere bagli, bu dunyanin gerceklerinden coktan uzaklasmis bir derin uykuda uyuyarak...

Bir havaalaninda ya da tren istasyonunda amacsizca dolanip durarak... O gazinodan bu gazinoya kosturarak gidip, aralarda da atesli cocugunu biraktigi yan komsuya telefon edip gobek atarak...

Kivirdigi yalanlarin, cevirdigi dalaverelerin hesabinin uc bes gun sorulmayacagini ve sonra belki de bir mucize olup unutulacagini dusunup, bes yildizli bir sahil otelinin balo salonunda tek kasi havada dans ederek...

Nobetci eczanede, kasanin basinda kucuk televizyona bakip dalgin dalgin tirnaklarini torpuluyerek...

Bir kose basinda geckince bir orospuyla pazarlik ederek...

Daha onceden hic tanimadigi insanlarla dumanli bir meyhanede kadeh tokusturup, siki bir muhabbet tuturarak...

"Allah kurtarsin" deyip kapidan basini uzatan gardiyana "Sagol"diyerek...

Binbir ozenle hazirlanip, geceyarisi bir eglence yerine gidip, yanindaki sandalyeyi "hayir, birini bekliyorum, gelecek" diye kimselere vermeden tek basina umutsuzca oturarak...

Metroda kor akordeoncunun cinko kabina biraz para birakip kendisi icin bir sarki calmasini isteyerek...

Tam on ikide havayi fiseklerini kufru basip atesleyerek..

Sehirler arasi yolda eve yetisebilmek icin arabanin gazina dayanarak...Ve birkac dakika sonda sarampole yuvarlanarak...

Yilbasi tatilinin denk gelip, borc senedinin odenmesini erteletecek iki gun daha kazandirmis olmasina her seyden daha cok sevinerek...

Nizamiyede elde silah bekleyerek..

Dere yatagindaki sular basmis evini temizlemeye calisarak...

Sicak bir firinin basinda, don paca ekmek hamuru kararak...

Somineli bir salonda, yeni yil sarkilari dinleyip, sampanyanin yaninda ikram edilen uzerine havyar surulmus minik dilimleri atistirarak...

Bilmedigi bir kentin bilmedigi bir otelinde, tanimadigi bir rahibin tanimadigi iki kiziyla sacma sapan konusmalar yapip, pos biyikli barmenin kafasinin ustunde duran televizyondan New-York'taki topun dusmesini anlasilmaz ve dayanilmaz bir merakla bekleyerek...

Evlerde, sokaklarda, barlarda, lokantalarda; yalniz ya da baskalariyla beraber; balon patlatarak, dans ederek, yiyip icerek, kafa cekerek, gulerek, aglayarak, hickirarak, canimiz sikilarak, sukrederek ya da lanet okuyarak gecmisimizi sayilandiriyoruz...

Bin dokuz yuz on bes, bin dokuz yuz otuz alti, bin dokuz yuz elli bes, bin dokuz yuz yetmis sekiz, bin dokuz yuz seksen iki, bin dokuz yuz doksan yedi...Ve iste sonunda bin dokuz yuz doksan sekiz...

Oysa hangimiz, kac yilbasimizi hatirliyabiliyoruz ki?

Ama belki de hatirlanmayanlar en iyileridir. Ne de olsa insanoglu iyiyi unutup, kotuyu hatirliyor genellikle...

O hatirlanmayan, siradan ama kucuk mutluluklarla bezenmis bir yilbasi olsun herkese..

Soyle sicak bir sevgiyle kucaklasilip, opusulen...

SOLMAZ

24 Aralik 1997

solmaz@turkiye.net

Eski Yazilar

© COPYRIGHT 1997, TURKIYE NET (www.turkiye.net)