.
. .
. . .


MASKELİ BALO

 Koltugun kenarına, sıyrılmıs bir yılan derisi gibi atılıvermis pantolona sıkı bir tekme bastım, ayagıma dolandı. Tiksintiyle savurdum odanın öbür ucuna, havalandı, kemerin tokası parkede sıkırdadı düsünce, bir ceset gibi kalıverdi yerde.  “İse yaramaz, çıkarcı, iki yüzlü ”, diye bagırdım.

Yatak odasına girdim.  Hırsla yatagı düzelttim, her yer ne kadar dagınık. Kirli çoraplar, burusuk bir gömlek, yarı ıslak bir havlu.  Gardrobun kapıları açık.  Sert hareketlerle çabucak toparladım ortalıgı.

Masadaki kahvaltılıkları mutfaga tasıdım.  Orası da aynıydı.  Bir yıgın bardak, çaydanlık bir yerde, demlik bir yerde,  sette ekmek kırıkları,  su sisesinin kapagı ortada yok,  seker kavanozununki de. “ Bıktım artık  ”. Kirlileri bulasık makinesine tıktım.  

Giyindim, banyoda hem saçımı taradım, hem de dis macunu ve fırçaları düzelttim.  Afler shave yine devrilmis, yan duruyor.  Biraz rimel sürdüm, biraz da ruj.  Tam çıkarken, spor ayakkabıları gördüm, fırlatılmıs.  Elimdeki çöp torbasına atıverdim.  “ Arasın dursun ”.Kapıyı kilitledim, çöpü kenara bıraktım, yürüdüm.

Bakkaldan sigara, gazete, bisküvi aldım.  Adam, “birkaç gün evvelden su kadar borcunuz var”, dedi. Parladım, “karıstırıyorsunuz ben borç yapmam”.  Adam, “önemli degil”, dedi. Ben çıldırdım, “hayır efendim, önemli, ama daha önemlisi ben borç yapmam, bunak da degilim”. Saskın saskın baktı.  Hırsla çıktım dükkandan.  Yarı yolda aklıma geldi.  Dogruydu. Geçen gün bozuk para yüzünden bir miktar kalmıstı.  Öyle hırslıydım ki  geri dönmedim  “ Zaten herkesi kazıklayıp duruyor ”. 

Her sabah bindigim taksi-dolmus duragın biraz önünde bekliyordu. Sonuncu bendim.  Yalancıktan “ günaydın ”, dedim herkese.  Yanımda oturan yaslı aktör, sehir tiyatrolarından, ahkam kesip durdu yol boyunca.  Ne devlet meselesi kaldı burnunu sokmadıgı, ne saglık, ne de sanat.  Öbürleri de “ haklısınız ”, “ bravo ”, “ evet, evet ”, deyip durdular.

 “ Ne yalaklık ”. 

Kim bilir kaç senedir rol bekliyor , yeteneksiz herif...  İlk ben indim, her zamanki yerden önce.  İki adım yürümek istedim.

Tam isime yaklasırken bir arkadasımla karsılastım uzun zamandır görmedigim.  Çok sevinmis gibi davrandık.  İki üç kisiyi sordu, kısa ve etkili bir sekilde yeni isini övünerek belirtti.  Tik sahibi olmus, burnunun sag tarafını kımıldatıp duruyordu.  Sinirime dokundu.  “Ne güzel,  tebrikler “, dedim.

Kapıyı yeni hemsire açtı.  Mutsuz suratlı...  Bir de baktım doktorun karısı da orada.  Lüzumsuz isler bakanı ... Yarım yamalak Türkçesiyle görünmeyen yerlerin altını parmaklayıp, dolasıyor. Koridorda karsılasınca sırıttım. Önlügümü giyip, sekreterin çıkarttıgı hasta kartlarını gözden geçirdi.  “Nasıl da azarlıyor kızları”, saçma sapan konusmalar…Onu görmemek için tuvalete girdim.  Uzun uzun ellerimi yıkadım.  Giderken duymamıs gibi yaptım.  Sifonu çektim, güle güle dememek için.

 “ Gestapo ...”

Önce emekli bir büyükelçi geldi, cimri…Sonra vergi rekortmeni bir müteahitin iki sımarık kızı, konsolosluktan alkolik bir memur…Arada telefonlar çaldı durmadan. 

Ögleden sonra oldugunda artık ortalık iyice kalabalıklasmıstı.  İkimizde durmadan çalısıyorduk.  Hastaların biri geliyor, öbürü gidiyordu. 

Tam ben gazino patronuyla metresini ugurlarken, o da ihtiyar bir sanayiciyi karsılıyordu.  Yanında gençten bir yelloz.  Aman ne iltifatlar, hal hatır sormalar.  Kadınlarda bir poz, süzülmeler.  “ Kenarın dilberleri ”, dedim içimden.

Odaya dönerken pahalı bir kürk gördüm portmantoda. Kimin oldugunu biliyordum.  Öyle bir asılmıs ki etiketini ancak körler okuyamaz ama kesinlikle hissedebilirler.  Bu ne kompleks ? Para da yetmiyordu anlasılan.  Geri dönüp makası aldım, kimsenin görmedigine emin olunca etiketi kestim.  Biraz olsun rahatlamıstım.

Aksam üzeri bana birsey anlatırken parmagını salladı. Seytan dedi ki “Tut kır  ”.  Bu gün çok sinirime dokunuyor; hastalara gösterdigi sahte sefkat, yalan iltifatlar, klise kibarlık, halbuki aklı fikri parada. Odasının her yanında küçük küçük kagıtlarda altalta yazılmıs alınacak paralar.

“ Varyemez amca “.

Ya masasındaki, daima aynı yerde duran o iki golf topu ? Sanki öylece bırakılmıs oyundan sonra. Hayatında sopa tuttuysa ne olayım.  Kendine hiç inancı yok ki...

“Hepsi yaratık bunların, dolgu maddesi “

İsim bittiginde kimseye tahammül edecek halde degildim.  Bir taksiye atladım.  Soför iki üç kere konu açtı.  Hiç yüz vermedim, gazete okur gibi yaptım, halbuki camdan bakmak istiyordum.  İçimden “ çeneni kapa ”, dedim.

Evin kapısında arka komsumu gördüm. Yumusak yumusak hatırımı sordu.  Sanki bir melek. Oysa iskenceci oldugunu herkes biliyor. Bir fıkra anlattı, çok komikmis gibi güldüm.

Kapıcı titiz bir sekilde merdivenleri siliyor gibi yapıyor, çok çalıskan ya... Halbuki sabah bıraktıgım çöp orada.  İçimden “ tembel ”, dısımdan “ kolay gelsin”, dedim .Anahtarı çevirip içeri girdim sonra geri döndüm, çöp torbasındaki ayakkabıları aldım.  Silkeleyip, silip dolaba kaldırdım.  Aksam yemegini hazırladım, zil çaldı, kapıyı açtım. 

- Hosgeldin canım, dedim.

Solmaz Kamuran

10 Ekim 1999

© COPYRIGHT 1996-1999, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . . .