| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||||
| . | . | . |
2000 yili girdiginden bu yana Türkiye bir yigin şaşirtici ve hatta korkutucu olayla çalkalanip duruyor ama ben tek satir bile yazamadim bu konularda. Çünkü yaklasik bir yildan bu yana sürdürdügüm üç ciltlik bir tarihi roman dizisini bitirebilmenin pesindeydim son iki aydir. Ve sonunda bitti, bazen günde on on iki saat kadar bogusup durdum kelimelerle. Geri kalan zamanlarda da oturup acaba bu yazilanlar gerçekten de olmus mu, diye merakla tarih arastirmalarina saldirdim. Çünkü kitaplar Osmanli Tarihi üzerineydi. Amerikali Ann Chamberlin oturup üç cilt atmisti bu konuda. Okuyup, arastirirken büyük oranda Baron Von Hammer’in Osmanli Tarihi’nden yararlanmis oldugunu anladim yazarin. Tümünü olmasa da bir bes cildi basucu kitabi yaptim kendime. Gerçi çeviri çok sükür bitti ve üçlemenin ilk cildi piyasaya dagitildi ama ben Hammer’den artik vazgeçemem. Bundan eminim, kendi topraklarimizda gelip geçmis olaylarin gerçek yüzlerini tarafsiz ve bir kimya formülü netliginde yazmis ünlü tarihçi. Tabii yalniz o degil, İsmail Hakki Uzunçarsili’nin Osmanli Tarihi de mükemmel bir kaynak ilgilenenler için. Uzun bir süre Osmanli ile yatip kalkinca insan rüyalarinda bile onlari görmeye basliyor. Ben bundan bikmadim ama sanirim çevremdekilere fenalik geldi ya da gelmek üzere. Her agzimi açisim sarayla, haremle ilgili, Pazar günleri gezmeye gidelim , diye tutturuyorum ve sonra türbe, türbe, cami, cami dolastiriyorum çevremdekileri. Yani artik benden de Osmanli’dan da “illallah” diyebilirler her an. Artik susmayi düsünüyorum. Ama bundan önce bir simariklik daha yapip, bunu sizlere, Türkiye Net okuyucularina yazmak istiyorum. Hem biraz rahatlarim, hem de kirk yilda bir kendi reklamimi yapmis olurum, affiniza siginarak. Kitaplar dedigim gibi Osmanli tarihi üzerine ve kahramanimiz Safiye Sultan. Peki kimdir bu Safiye Sultan?
Çok da güzel olan bu Venedikli asilzade genç kiz, on dört yasinda bir deniz yolculugu sirasinda Osmanli korsanlarinin eline düstü ve kendini İstanbul’daki köle pazarinda buldu(1562). Diger köle kizlardan farkli oldugu ilk bakista belli olan Sofia, Kanuni’nin oglu veliaht Sehzade Selim’in gözdesi Nurbanu tarafindan oglu Sehzade Murad’a armagan edilmek üzere satin alindi ve adi Safiye olarak degistirildi. İtalyanca bilge anlamina gelen Sofia yerine Arapça ariduru güzellik anlamina gelen Safiye diye çagrilacakti artik. Çok kisa bir zamanda saray entrikalarini ve gücün tadini ögrenen Safiye, haremde var olmanin tek yolunun da bu oldugunu anlamisti. Bir süre Sehzade Murad’la Kütahya’da kaldi, daha sonra da en önemli Sancak olan Manisa’da. Güzelligi ve zekasiyla genç Sehzade’yi öylesine etkilemisti ki, Murad’in gözü uzun yillar ondan baskasini görmedi. Venedikli Baffo’ya sirilsiklam asik olmustu Kanuni’nin torunu. Safiye bir süre sonra Sehzade Mehmet’i dogurdu tahtin gelecekteki sahibine ve bu sekilde kendisine de ileride Valide Sultan olmanin yolu açildi. Ama ne yazik ki yillar geçtikçe ve sarayda taht sahip degistirdikçe giderek bu ask da kurumaya, yozlasmaya yüz tuttu. 1566’da 2. Selim Osmanli Sultan’i olmustu. Sekiz yil süren iktidari sirasinda devlet islerindeki basarilarindan çok saraba ve cinsel fantezilere düskünlügüyle nam saldi bu padisah. Yönetim daha çok Vezir-i azam Sokullu’nun elindeydi. Ama kadinlar da bos durmuyordu tabii. Gözdesi Haseki Nurbanu ve oglunun gözdesi Safiye kendi yandaslariyla birlikte hem güç hem de para kapmanin pesindeydiler. Selim’in yalniz sekiz yil süren saltanatinin ardindan 3. Murad basa geçti. Artik dengeler iyice degisecekti. Haremde acimasiz bir mücadele baslamisti kadinlar arasinda. Murad da babasindan daha güçlü bir Sultan degildi. O da siiri herseye üstün görüyordu, kisa zamanda kendini hareme teslim etti. Valide Sultan Nurbanu ve Haseki Safiye büyük bir savasa girmisti artik. Safiye’nin etkisinden kurtarabilmek için annesi, Murad’in koynuna her gece birbirinden güzel kizlar koyuyordu. Safiye de bu yarista geri kalmamak için elinden geleni yapiyordu. Yirmi bir yil tahtta kalan Murad’in bu yüzden 115 çocugu olmustu. Bazen ayni gece iki kez baba oldugu bile söyleniyordu. Köle pazarlarinda fiyatlar tavana vurmustu o günlerde. Sultan, siir, müzik ve kadinlarla eglenirken, yönetim gelin, kaynana ve yandaslari tarafindan götürülüyordu. Safiye oglu Mehmet tahta geçtiginde kirk bes yasinda ve iktidarinin dorugundaydi. Nurbanu’dan da onun adamlarindan da bir bir kurtulmayi basarmisti zekasiyla. Artik Valide Sultan olarak ondan daha güçlü biri kalmamisti. Oglunu avucuna alarak Osmanli’yi yönlendirmeyi sürdürdü bir sekiz yil daha. Bu dönemde Osmanli-Avrupa iliskileri büyük ölçüde onun etkisiyle biçimlendi. Dönemin ünlü kraliçesi 1. Elizabeth ve Fransa krallarinin annesi Catherine de Medici ile siki iliskiler kurdu. İngiltere’ye bu dönemde ilk ticari imtiyazlar tanindi, ve Levant Company kuruldu, Britanya İmparatorlugu ilk elçilerini yolladi İstanbul’a. Elizabeth bu gelismelerden öylesine sevinç duymustu ki, Topkapi’ya birbirinden ilginç armaganlar yolladi. Safiye eski bir Venedik’li olarak anavataniyla da iliskilerini daima en tepede tuttu, balyozlarin (o dönemin elçileri) raporlari bunu uzun uzun ve detayli olarak anlatir. Safiye’nin sarayin yasam biçiminden İmparatorlugun yönetimine kadar her alanda etkisi belli olan gücü oglunun ölümü ve torunu 1. Ahmed’in basa geçisiyle azalmaya basladi. Artik yaslaniyordu ve en az kendisi kadar hirsli yeni kadinlar vardi iktidar sirasi bekleyen. Ahmet’in annesi Handan onu bir çesit sürgün yeri olan Beyazit’taki Eski Saray’in haremine yollatti. Ve kisa bir süre sonra Sofia Baffo, ya da Osmanli’daki adiyla Safiye Sultan elli bes yasinda burada öldü. Ölümünün dogal mi yoksa zehirle mi oldugu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Safiye’nin harem kafeslerinin ardindan neredeyse bütün dünyaya uzanan elleri kendince bir basariyi yakalamistir. Amansiz ve acimasiz bir güç savasindaki yöntemleri her ne olursa olsun, (rüsvet, cinayet, cinsellik v.s) ölümünden dört yüz yil sonra bile hala ondan söz edildigine göre... Tarih kitaplari, bize o dönemleri sadece bir olaylar dizisi olarak aktarir. Ama isin bir de, çesitli iliskiler içinde bir hayat boyutu vardir. Asklar, nefretler, hayal kirikliklari, pismanliklar, ihtiras firtinalari ve ruhsal acilar gibi... İste tarihi romanlar gerçekleri aktarirken bu insani boyutlari da tasima özen ve çabasi içindedir. Amerikali yazar Ann Chamberlin, Osmanli’nin onaltinci yüzyilini anlattigi üçlemesine ana karakter olarak Safiye Sultan’i seçmis. Venedikli soylu bir genç kizin tek amaci acaba gerçekten de güç müydü, bu ugurda tüm insani duygularindan vaz mi geçmisti? Ülkesini, kanallari, kilise çanlarini, gondollari özlemez miydi; gerçekten asik olmus muydu Murad’a ve Murad’i baska kadinlarla paylasirken aci çekmis miydi; onun koynuna yeni odaliklar koyarken aklindan neler geçiyordu? Bütün görkemine karsin özünde yapayalniz geçen hayatinin sirlari, iç dünyasinin gizemli arzulari neydi, asiklari var miydi? Oglu tahta geçtiginde ipek urganlarla bogulan on dokuz sehzadeye ve ölmüs Sultan’dan gebe olduklari için çuvallar içinde Sarayburnu’ndan denize attirdigi alti cariyeye hiç mi acimamisti; korkulari neydi, uyuyabiliyor muydu? İste bu sorularin yanitlari,Safiye Sultan- Hadim Edilmis Bir Ask romaninda inanilmaz bir akicilik ve duygusallik içinde çikiyor karsimiza. Harem ve selamlik, Hiristiyanlik ve Müslümanlik, yönetenler ve yönetilenler gibi ayri dünyalarin gerçeklerini yazar Chamberlin, bir hadimin gözünden anlatmayi yeglemis. Bu da romana bir baska boyut ve tat katmis. Kendisi de Venedikli bir aileden gelen genç gemici Giorgio Veniero, Sofia Baffo’ya duydugu tutkulu tensel arzunun pesinde hayatini olmasa da erkekligini feda eder romanda. Sofia bir gözde, o da bir hadim olarak girmistir hareme. Uzun yillar boyunca da sürer bu kahredici iliski. Giorgio için yasamak bir büyük azaba dönüsür. Ruhsal çeliskileri, ayni kadina karsi duydugu nefret ve ask, onun için yeryüzünü bir cenennem haline getirir. Hiç tanimadigi bir dünyanin entrikalari, cinayetleri, aldatmacalari, tuhaf ve çarpik cinsel iliskileri içine girer ister istemez, pek çok kanli olaya sahit olur. Chamberlin, bu zorlu iliskiler yumagini tarihi bir atmosfer içinde, en ufak detayi bile atlamadan bir kuyumcu titizligiyle islemis. On altinci yüzyil Venedik’i ve İstanbul’u, hatta Anadolu’su bir fotograf gibi aktariliyor romanda. Yeniçeri ve Sipahi ayaklanmalari; Dogu’ya ve Bati’ya yapilan zorlu seferler; İnebahti deniz savasi, Kibris’in fethi, Don ve Volga’yi bir kanalla birlestirme denemesi; depremler, veba ve tifüs salginlarinin kol gezdigi yillar; Vezir-i azam Sokullu’nun Osmanliyi ayakta tutma çabalari, vezirler arasi rekabet; Sultan’lari etkileyen azinliklar: Yasef Nasi, Eskenazi, Kantakuzenos gibi zenginler ve kiliçtan geçirilen adi bilinmedik Yahudiler, Rumlar; hadimlarin içler acisi, korkunç hayati ve aralarindaki çekismeler; Sultan için dört bir yandan toplanmis degisik din ve dillerde güzellerin basina gelenler; Sürre Alaylari, sünnet dügünleri, cenazeler, senlikler; İstanbul’dan Konya’ya kadar yayilmis tekkelerin mistik havasi, dervislerin Allah Aski’ni arayislari; bu karmasanin içinde yükselen camiler, köprüler, külliyeler... Ve daha pek çok olay, kisi, ortam... Ann Chamberlin’in çok yogun ve ciddi bir arastirma ve çalismadan sonra dört yilini vererek yazdigi eseri simdi Türkçe olarak İnkilap yayinlarinda. Üçlemenin diger ciltleri “Ya İpek Urgan, Ya Gümüs Hançer” ve “ Sözüm ki Tek Sana Geçmez, Celladimsin Ey Zaman” da yayina hazirlaniyor. Solmaz Kamuran 1 Mart 2000 © COPYRIGHT 1996-2000, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
||
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |