| . | ![]() ![]() ![]() |
| . | . | ||
| . | . | . |
İstanbul deyince akla ilk gelenler Bogaz, Sultan Ahmet, Adalar ve Halic’tir genellikle. Ama hepimiz biliriz ki bu doga harikasi kent bilinen yerlerinin disinda da birbirinden ilginc, sasirtici, renkli koselerle doludur. Hatta iyi tanidigimizi sandigimiz semtler bile dikkatli gozlerle bakildiginda bir sürpriz bohcasina donüsüverir. Benim
icin Eminonü her defasinda boyle olmustur. Pek cok eski eserle kucak
kucaga yasayan bu eski, zamanin küfüyle tütsülenmis mekan onu dolduran
insan kalabaligiyla neredeyse asla tekrarlanmayan bir yigin resim
yaratmistir dagarcigimda. Mutluyken, mutsuzken, gerginken ya da simarik
bir kayitsizlik icindeyken, bir sey ararken ya da sokaklarda oylesine
averelik yaparken ayaklarim beni hep oraya gotürür ve kendimden
kopuveririm. Saatleri unuturum, aklimdakileri unuturum. Eminonü beni
benden alip gotürür. Yasadigim kentin, hatta ülkenin gercek yüzüyle,
ruhuyla yüzyüze gelirim her defasinda. Durmadan hareket eden o büyük
insan kalabaliginin arasinda olmadik bir yerde cikagelir anilarim, hayal
kirikliklarim, umutlarim. İste
gecenlerde yine oralardaydim. Alt gecidin yaninda taksiden iner inmez
burnuma vuran kizarmis balik kokusuyla carpildim ve inanilmaz bir hizla üniversite
yillarima ucuverdim. Yasanip tüketilmis binbir an... Ama onlari düsünmeye
hic zamanim olmadi, cünkü derhal o telasli kalabalik beni icine aliverdi,
merdivenleri omuz omuza inip, kaset calarlardan, hatta cd calarlardan
yayilan bir yigin erkegin ve kadinin yanik sesinin yankilandigi tuhaf dükkanlarla
dolu alt gecidi gectim. Lahmacun kokulari, ucuz parfümlerinkine
karisiyordu. Ortalara kurulmus tezgahlarda yigin yigin cakmak, radyo, teyp,
plastik cicek, mermer tozundan biblo. Akla geldik gelmedik bir yigin ivir
zivir... Genc bir delikanli girtlagini yirtarak bagiriyor: İhrac
fazlasi bunlar, ihrac fazlasi, almayani dovüyorlar...Onünde istiflenmis
bir yigin tisort, corap. Bir
defasinda boyle bir tezgahtan almis oldugum gomlek aklima geldi ve kendimi
gülmekten alamadim. Cünkü eve gittigimde actigim paketten cikan
gomlegin bir kolu yoktu. Aslinda bir de corap maceram olmustu, ama dedim
ya Eminonünde anilarin kolesi olamiyorsunuz, o sizi ille de alip gotürüyor
baska yerlere. Gecitten
cikar cikmaz Misir Carsisi, Yenicami, Rüstem Pasa Cami, Süleymaniye Cami,
Beyazit Kulesi ile carpilip, yüzlerce kumrunun kanat cirpisi ile büyüleniveriyor
insan. Bir kalabalik, bir kalabalik... Hemen hic düsünmeden yürüyüverdim
carsinin yanindaki pazar yerine dogru. Belediye otobüslerinin ana
duraklarindan biri de hemen yanibasinda buranin. Yasli kadinlar, genc
kizlar, aylak delikanlilar. Biri iniyor, biri biniyor kimi yesil kimi
kirmizi uzak semt otobüslerine. Sokagin iki yanina yayilmis bir yigin
satici. Peynir, zeytin, kagit havlu, hurma, elma, muz, tornavida, el
feneri... Yok yok burada. Kasaplardan, cigercilerden yayilan kokulara,
baharat dükkanlarinin onündeki cuvallardan yayilan bayiltici kokular
karisiyor. Ve biraz daha
uzaktaki cop yiginlarini karistiran kediler ve insanlar. Dükkanin birinin
kapisinda ucuz kiyma yaziyordu. İnanilmaz bir ucuzlukta hem de.
Baktim altinda kücücük “kelleden” yazilmis. Bas eti... Bir tezgahta
banyo süngerine benzeyen bir tekerlek kasarin yaninda lastik gibi bir
kalip beyaz peynir. Her seyin ucuzu var burada. Her seyin... Ve insanlar
ellerinde naylon torbalar, fileler -evet hala file gorebilirsiniz Eminonü’nde-
daha da ucuzunu arayarak dolasiyorlar oradan oraya. Züccaciye
satan dükkanlarin yanindan kivrilip ambalajcilarin arasindan gectim,
yillarin lokantasi Hamdi’den istah acici kokular yükseliyordu. O da
vitrini degistirmis. Belli zamana uyma cabasinda. Neredeyse üstüste park
etmeye calisan arabalardan birinden biri iner inmez kahya firliyor kapinin
yanindan, buyurun abi, diye. Biraz
daha yürüdüm ve eskicilerin sokagina girdim. Yere yigilmis
ayakkabilarin arasindan ayagina uygun birini bulabilme cabasindaydi yasli
bir amca. Teki olmus da esini ariyor. Ceket, pantalon deneyenler, palto
arayanlar... Hatta camasir alanlar bile vardi. Kullanilmis donlar, sütyenler,
fanilalar dar sokagin obek obek her yaninda.
İcim karardi bir an ve gerisin geri donüp kendimi cicek ve
evcil hayvan satilan carsiya attim. Kedi ve kopek yavrularinin kapatildigi
kafeslerdan buram buram sidik kokusu geliyordu. Ve bunu teneke
saksilardaki yaseminler bastiramiyordu. Beyaz sakalli bir adam güverciniyle
tavsanini yanina almis niyet cektiriyordu. Yürüdüm omuz omuza
tanimadigim kadinlarla, adamlarla. Dokununca yapraklarini kapatan küstüm
otunu saskinlikla inceleyen birkac turist vardi kosebasinda. Cayci cocuk
neredeyse kolumdan cekerek oturttu duvarlarin dibindeki bir masaya beni.
İtiraz etmedim. Yan masada alisveris
yorgunu bas ortülü iki kadin cantalarini kucaklarina koymus gelinlerini
cekistiriyordu istahla. Hicbir
sey düsünemeden bu kalabaligin parcasi olmustum, onümdeki plastik
kaptan iki seker alip cayima attim ve bardagin kenarina kasigimi vura vura
uzun uzun karistirdim. Masalarin arasinda bir yerde bir fotografci cekim
yapiyordu. Bir yigin cocuk birikmisti cevresine, hepsi de ondan kendi
resmini de cekmesini istiyordu. Hatta yalvariyorlardi. Basimi cevirip
cinar dallarinda civildasan kuslara bakmaya basladim. O sirada cocuklardan
birinin, nolur abi, nolur bir kere, diye tükenmez ve yapiskan bir israrla
yalvardigini duydum. Hic durmadan ayni sozleri soylüyordu. Fotografci
aldirmayinca cocuk pacasini, ceketinin ucunu cekmeye baslamisti. Tam, iste
artik sopayi yiyecek, diye düsünürken cok sasirtici bir sey oldu. Adam
cocuga dogru egildi, onu kollarinin altindan tuttu ve
kaldirip vizorden baktirdi. Cocuk fotografinin cekilmesi icin
yalvarmiyordu, o fotograf makinesinden dünyayi gorebilmek icin
yalvariyordu. Bir yigin cocuk vardi Eminonü’nde ve yalnizca biri bunu
merak etmisti. Gozlerim doldu. İctigim cayin parasini tabagin
kenarina birakip yerimden kalktim. Ben uzaklasirken cocuk yüzü tuhaf bir
sevincle büyülenmis, tek gozünü sikica yummus tekini ise makineye
adeta yapistirmis hala bakiyordu. Onun
hic sansi yoktu, bundan emindim. Ama acaba bu durumu sans ya da
sanssizlikla aciklamak ne derecede dogru bir yaklasimdi. Boylesine büyük
bir gelir dagilimi esitsizligi olan bir ülkede bir avuc insanin
disindakilerin zaten ne sansi vardi. Bir yanda seksen doksan milyonla
gecinmeye, yasamaya calisanlar, diger yanda kaynagi belirsiz servetleriyle
oynasanlar... Bunu
gormek icin baska yerlere, uzaklara gitmeye hic gerek yok. Eminonü’ne
biraz daha dikkatle bakmak yeter. Somaz Kamuran 19 Ekim 2000 © COPYRIGHT 1996-2000, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . | . |
![]() |
![]() |