SALINA SALINA SINSICE...

23 Mayis 1998

Viyana

Gectigimiz aylarda bir gece iki arkadasimla beraber disari cikmaya karar verdik. Istikamet Arnavutkoy, trafik gecenin ilerlemis saatine ragmen yine evlere senlik ve biz de altimizidaki arabayla o trafige girmeyi, ustune bir de park iskencesi yasamayi istemiyoruz. Bu nedenle de arabayi Ortakoy’de bir otoparka birakiyoruz, yolda „sinsice salinmakta" olan bir taksiye el ediyoruz ve biniyoruz. Yol kisa ve fakat trafik berbat, „bu kadar yogunlukta hedef noktaya en iyi ihtimalle iki saatte variriz" diye dusunuyoruz. Bu kadar uzun surecek bir yolculuga, ne kadar sempatik olursa olsun hic bir taksicinin muhabbeti renk katamaz. Neyse, biz uc deli ille de Arnavutkoy’e gitmekte direttigimizden geri de donmuyoruz, neticede yola koyuluyoruz. Basliyoruz kendi aramizda havadan, sudan, bocekten, tirtildan, topaktan konusmaya. Arasira da aynadan „stratejik adam taksici"yi kesiyorum, olur da acaba bana malzeme olacak birseyler soylemek ister mi diye ama nerdeee...Tam tersine abim utanmasa bagajdan cizgili pijamalarini ve yorganini cikartip uyuyacak. Umudumu kesiyorum ondan, istisna bir taksici oldugu konusunda kesin kararimi veriyor ve bu istisna taksicileri konusturmanin imkansizligini bildigimden uzerine gitmiyorum, zira tum cabalarimin ters tepme ihtimali de mevcut. Aradan epey vakit geciyor, biz de bu arada bir arpa boyu yol ya gidiyoruz ya gitmiyouz; belki o kadar bile gitmiyoruz fakat ben arabanin her kimildanisini arpa hesabina vurdugumdan bana oyle geliyor. Bu arada bizim sohbet de gelip Tarkan’in evine dayaniyor..."Ne alaka?" demeyin, bol alaka...Efendim, bizim meshur Tarkan’in evi sahil yolu uzerinde biryerlerde, yani bizim o geceki rotamizin uzerindeymis. Ee hal boyle olunca biz de basliyoruz bakinkaya etrafa, bir yandan da aramizda konusuyoruz, „Acaba o mu?", „Yok yok su galiba?", „Hayir, pembe panjurluymus..." diye...Biz boyle uzaydan gelmis gibi etrafa bakinirken, taksici abim hepimizin yuregini hoplatan bir kontratakla –ki bu derecede bir cevikligi sanki hicbir zaman gosteremyecekmis izlenimini vermesine ragmen- guzellik uykusundan uyaniyor ve „ISTEE SU EVVVVV AAAARRGHH !!!!!!" seklinde tepki veriyor. Artik buna refleks mi denir yoksa tepki mi, bilemiyorum ama emin oldugum bir nokta var ki o da taksici abinin hayat damarlarindan birinin Tarkan’in evinden gectigi...

Ben bir yandan uzerime cullanan urkuntuyu silkelerken diger yandan da icimden guluyorum, „Allaaaah, malzeme yolda..." diye soylenip agimi ormeye basliyorum. Muhabbetin en agdalisini, en bitirimini taksici abimin ayaklarinin dibine seriyorum ve mevzide yerimi aliyorum, elim not defterimin kabzasinda...

- Yapma abi ya’u, demek bu ev ha...

- Hee ( „evet o ev bu ev" anlaminda...)

- Abi sizde de yok yok, hangi bilgiyi sorsam vardir simdi sende...

- Estagfurullah, haddimizi biliriz. Ama dogru tabi, insan ogreniyor zamanla...

Bu son cumlesiyle agima dusmus oluyor. Bastaki „Estagfurullah" ile once bir kacmayi deniyor ama sonra isine gelmedigini gorunce de ikinci bir yan cumlecik ile yanasiyor yanima.

- Abi sen nereden biliyorsun Tarkan’in evini ?

- Eee duydum tabi...

Burada vurucu kelime „tabi"...Yani diyor ki abi bana „Guzel kardesim, sen de pek bir sasirmis gibisin. Cumle alemin bildigi gibi, bu tip bilgiler once bana geliyor...Bundan daha dogal bir sey olabilir mi?"

- Tabi...

- Yani tam olarak oyle degil...

- Nasil degil?

- Yani aslinda bir kere evine biraktim Tarkan’i ...Oradan biliyorum...

Abi olayi „oradan" biliyor ve bu cumleyle hikayenin uydurma kismina girmis oluyoruz. Ben hemen kelege yatiyorum:

- Vay be, nasil biri bu Tarkan, abi?

- Senin benim gibi iste...Siradan biri

- Yapma abi, gozunu seviiim...Adamda var bisey ki bu yerlere geldi. Bak, bi sen bi ben olabildik mi onun gibi?

- Ne var onda ya’u...Istesem ben simdi onun otuz kati meshurdum, ama dedim ya, haddimizi biliyoruz. Herkes yerini bilecek arkadas...

Aslinda daha devam etti konusmaya sonra ama bize gereken kismi buraya kadar olaniydi.

Benim, su taksici aleminde en hayran oldugum olay, taksicilerin son derece spontane bir sekilde uydurduklari bir hikayeye kendilerini aninda adapte edebilme yetenekleri.

Ornekte de goruldugu gibi, abi Tarkan’i evine biraktigini bir cirpida uyduruyor, ardindan da olmamis bir olaydan, olmustan beter sekiz cesit anafikir cikartiyor, istedigi takdirde en az Tarkan meshur olacagini iddia ediyor ve, ne hostur ki, hic bir kosulda „Acaba bu adam anlattiklarima inaniyor mudur?" gibi bir kaygi yasamiyor.

Belki o da cok iyi biliyor kimsenin anlattiklarina inanmadigini, ama yine de „bir yerinden bir dikis tutturursak" diyerekten basliyor her seferinde yeni bir hikaye kurgulamaya...

Varsin yapsin; insanlara hos vakit gecirttiriyor ya bunca kosturmacanin, stresin, yorgunlugun icinde, bunun sevabi ona yeter de artar bile...

Mutlu kalin, sinsice salinin...

M. Kivanc ONDER

Yazara E-Mail

© COPYRIGHT 1998, Turkiye Net (www.turkiye.net)


TAKSi DURAGI ARSiVi