Y ili sormayin. Tam animsamiyorum. Sanirim 1990 yaziydi (ya da 91-ne fark eder). Ben, Erdal, Tamer, Tolga ve Enis toplam bes kisiydik. (Onlar Ankara ekibi olarak hafta sonu icin Istanbul’da idiler). Sicak bir cumartesi. Hepimiz dertliyiz. Hepimiz hayatimizdan yorgunuz - oyle degiliz aslinda da oyle oldugumuz hissinden bir turlu siyrilamamis oldugumuz donemdeyiz hala, okulu bitirdigimiz halde. Geziyoruz. Istanbul’u.
Aksama dogru bir saatte kendimizi Eminonu’nde bulduk. Ne yapalim ne edelim diye dusunurken dibimizde duran iskeleden kalkmak uzere olan vapuru gorduk. Yoksa ? Evet oydu. Ta kendisi. Dilenci vapuru. Dilenci vapurunu bilirsiniz; Bogaz’daki hepsi olmasa da pek cok iskeleye ugrayan vapurdur. Gunun belli saatlerinde tur atar.
Atlayalim mi ? Atlayalim ! Nereye gidiyoruz ? Nereye dek giderse. Hepimize uydu bu cevaplar. Atladik. Vapurla uzun uzun yolculuk ettik. Gun batiyor. Gunes bir yerlerdeki sevgilisini aramak uzere nafile gidislerinden birini daha yapiyor.
Hicbir iskeleyi kaale almadik. (Ya da ben almadim - otekilerini bilmiyorum). Sonunda yavas yavas suzulerek, uyumaya hazirlanan denizi ses edip de rahatsiz etmek istemeyen bir edayla vapur bir iskeleye dogru yanasmaya basladi. Ogrendik. Bu son iskele idi.
Burasi Istanbul’da bir yer olamazdi. Belki de bir uykuya dalmis ve uyandigimizda kendimizi cok uzaklarda bir balikci kasabasinda bulmustuk. Hayir ! Burasi da o cadi kazaninin bir parcasi idi. Ucra bir kosesi dahi olsa. Anadolukavagi ile tanismamiz boyle oldu.
Oraya bir oyku konusu olmak icin gitmemistik. Yasam devam ediyordu ve hizla bazi kararlar almamiz gerekti (adi gecen herkes muhendis oldugundan bunu yadirgamamak gerek). Yemek yiyecek miydik ? Donusu nasil saglayacaktik ? Beykoz’a giden son otobusun kalkmasina yarim saat vardi. Kavak ise cok cekici.
Muhendisligi bir kenara biraktik. Dertli insanlar olarak denizin icine dek girmis bir "cumba" balikci lokantasinda bir masaya coktuk. "Bize balik ve raki."
Kim kimi doldurusa getirir boyle topluluklar musteri olunca ? Cogu zaman garson musteriyi ! Oysa biz kendi kendimizi doldurusa getirdik. Ilk sise icin dikkat ettim. 15 dakika sonra bitmisti. Gerisini hesap etmeye gerek yoktu (analoji yapariz cok gerekirse; tümavaririz).
Vee inanilmaz bir muhabbet basladi. Herkes dertli ya, icini dokuyor. Ama ilgisiz konularda. Kimse asil derdiyle ilgili konusmuyor. Herkes isi espriye ve kufurlu konusmaya vurmus halde (ama kufur olan kelimelerin gececegi yerde sesler inanilmaz kisiliyor ve herkes ancak yanindakini duyuyor). Enis (icimizde bilgisayar muhendisi olmayan tek kisi - metalurji mühendisi) icmek istemedi fazla. Onu Sebastian sectik (usak karakteri). Gece boyunca her satasmamiza, asagilamamiza, ustune ustune gidisimize boyun egdi. Bir de sakilik yapti.
Hic birimiz o gun neler konustugumuzu tam olarak animsamiyoruz. Inanilmaz bosaldigimiz konusunda, inanilmaz guldugumuz konusunda, inanilmaz espriler yaptigimiz konusunda bir tereddüt yok. Ama neler konustuk ? Tanrim ne espriler yaptik ? Yok hepsi uctu…
Ama neler olmadi ? Aksamin ilerleyen saatlerinde baktik ki cevremizdeki tum masalar muhabbetlerini birakmislar bizi dinliyorlar ve gelen espriyle birlikte saklama gereksinimi duymadan guluyorlar. Bizimle birlikte gorunurdeki mutlu halimizi paylasiyorlar. Hayir lokanta sahipleri bize gelip "Abi biraz daha sessiz olur musunuz ?" demedi. Cunku kimse sikayetci degildi halinden etrafta.
Daha sonra Ahmet ile arkadas olduk. Ahmet ? Bize bakan garson. O gece bize ne kadar giydirdiyse helal olsun. Gece onikiye dogru bize son vapur(cuk)un birazdan Sariyer’e gitmek uzere kalkacagini ve o saatteki tek aracin bu oldugunu animsatti. Biz sarhosuz abi yaa. Bir sey anlamamamiz lazim. Ama hayir. Ipleri koparamamisiz demek. Anladik dediklerini.
Tolga is icin gelmis oldugundan Taksim’de bir otelde kaliyordu. Enis Erenkoy’de bir arkabasinda. Tamer ile Erdal ise Suadiye’de, bende. Peki bu noktalara nasil ulastik ? Ilginc bir guzargahtan. Gece 23.30 vapurcugu ile (hani kucuk vapurlar vardir Sehir Hatlari’nin biliyor musunuz ? Halic icinde ve Kavaklar ile Sariyer ucgeninde calisir) Sariyer’e gectik. Iskeleyi terk ettigimiz yerde bir (son) Sariyer - Taksim minibusu bizi bekliyordu. Atladik. 15 dakika sonra Taksim’de idik. Tolga ertesi gun bize katilmak üzere oteline gitti. Gece yarisina bes kala Taksim - Bostanci dolmusuna bindik. 4 kisilik yer vardi. Bes dakika daha gelmesek %50 zamli ucret alacak olan sofor tabii ki bizi bes dakika once gordugune hic sevinmedi. Kavagi terk edisimizin ustunden birbucuk saat gecmemisti ki biz Sariyer-Taksim uzerinden Suadiye’ye ulasmistik. Boyle bir geri donus yolunu ozellikle dusunseydik dahi herhalde bulamazdik.
Daha sonra oraya isim taktim ben bilgisayar teriminden yola cikarak : "Hidden file" ! Bilgisayarinizdaki bir dosyanin H attribute’unu aktif hale getirirseniz o dosya diskinizde oldugu halde listeleme komutlarinda golgede kendisini gizlemesini bilir. Hangi directory’de olursa olsun.
Bu ekip bir eksik (Enis) ama uc fazla (esler, kiz arkadaslar) ile orayi 1993’te yine ziyaret etti. Bu kez ekibin altinda iki araba vardi. Dilenci vapuru saatine denk dusmek yok da istenilen saatte gitme keyfiyeti vardi. Gece donus icin dusunme yok da arabalari bir park yeri bulup park etme derdi.
Kizlar o aniya ortak oldular boylece. Ama bilmiyorum ne kadar. Gunes batiyordu. Fotograf cektik. Ben yillar once cocukken hediye olarak aldigim bir tur dudugun benzerini buldum bir sokak saticisinda. Satin alip onunla oynamaya basladim. Biraz degismis miydi ortalik ? Yoksa bize mi oyle geliyordu ? Biraz degismis miydik ? Bu soruyu kimse kendisine sormuyordu tabii. Degistigini biliyorduk. Herseyin. Benin, bizin, oranin. Yasamin…
Sonra bu ekipten iki kisi Amerika’ya gitti. Biri gittikten iki yil sonra tatile geldi. Bu kez yine orijinal ekipten uc kisi olarak (arti bir de kizlardan biri) oraya yine gittik. Gecen hafta.
Oraya. Anadolukavagi’na degil. Gittigimiz yer : Kaldirim taslari duzeltilmis, iskelenin cevresinde eli yuzu duzgun bir meydan ortaya cikarilmis. Lokantalar iceriye tikilmis. Denizin icine dogru giren "cumba" lokantalar yok artik. Sessizce aglayan birkac balikci motoru. 20 metre oteden sizi cagiran lokanta cigirtkanlari "Abi buyur abi ! Deniz manzarali abi !". Gosterdigi yer evet deniz manzarali tabii ama denizden metrelerce icerde, ucuncu katta bilmem ne. Ben bunun icin gelmedim buraya. Ben Ahmet garsonu ariyorum (yoksa adi Mehmet miydi ?)
Eli yuzu duzgun, deniz kenarindaki bir lokantaya oturduk ve…Bize balik ve raki. "Eee anlat bakalim hocam Amerika’da bir gunun nasil geciyor ? Araba almadan once Amerika’da neleri arastirmak gerekir ? Saticilarin kari nedir ? Sana ne kadar giydirirler ? Internet nereye dek yardimci olur kaziklanmamanda ?" Bizi dinleyecek birileri yok cevrede. Dinledigimize gulecek. Arka masada evli bir adam var. Yemege davet ettigi bayan arkadasini o aksam icin kafalamaya calisiyor (dogrusu ben bir sure onlarin konusmasini dinledim : "Valla bu aksam on milyar kazanacagimi bilsem yine de buraya gelirdim. Cunku size soz verdim. Soz verdim mi is bitmistir. Bunlar benim icin cok onemli degerler". Belli).
Anadolukavagi olmü$ ! Birisi "attrib -h anadolukavagi" komutunu kullanarak benim hidden file’imin attribute’unu degistirmis. Onu herkesin gorebilecegi bir hale getirmis.
Oyleyse icelim ! Aglayalim ! Geride kalan anilar icin cep telefonlarimizi bir dakika icin kapatalim ! Aglayalim ! Aglayalim !…
(*) Türkiye
anti-laik bir sürece girme tehlikesiyle karsi karsiya. O nedenle
duygularimi siyah beyaz renkler acikliyor su an...
Bu yaziyla ilgili yorumlariniz varsa yazara mesaj gonderebilirsiniz.
Bu sayfa 29 Haziran 1996'da evde hazirlanmistir...