Cumartesi gunleri rahat uyuyabildigim iki gunden biridir. Cogu zaman. Eger ogleden once biri arayip da atlatamayacagim bir sey yapmam gerektigini bana kabul ettirirse gunun esprisi kacar gider bir anda.
14 Ekim 1995 cumartesi gunu de buna benzer bir sey oldu. Telefondaki ses annemin rahatsizlandigini ve ozel bir klinige kaldirildigini soyledi. Ablamin sesi. Annem simdi iyiydi ama. O tek duygudan baska bir sey hissetmeme izin vermedi beynim.
Ve kalktim. Ve siradan seyler yapip kendimi disari attim. Ve Suadiyeden deniz yolu ile Bakirkoye gectim. Ve telefonu aldiktan iki saat kadar sonra "ozel bir klinige" ulastim.
Annecik klinigin acil servisinde yatiyordu. Kolunda bir serum vardi. Uyanikti. Rahatti. Birbirimizi gorunce ikimiz de biraz rahatladik. Biraz sarildik birbirimize. Bu turden karsilasmalari daha once de yasamistik ikimiz de. Cogu hastane, klinik gibi yerlerde olmasa da. Onun yerine evin banyo kapisinin dibinde, evin sokak kapisinin dibinde, evin salonunda, sokak ortasinda, Galleriada dertlesmek uzere oturdugumuz cafélerde, baska insanlarin evinde, evden yuzlerce kilometre uzakta olsa da.
Annecik kalp hastasi idi kendisini tanidigimizdan beri. Biz onu hep dertlerini icine atarken ve bunun uzerine de kalp krizi gecirirken gorerek buyuduk. Onunla gozlerimiz cook karardi, onunla birlikte cook bir yudum limonlu su ictik yuzumuzu eksiterek, onunla birlikte pek cok kere bileklerimizi limon kolanyasi ile ovduk. Onunla birlikte kalple ilgili her turlü hastaligi coktan kaniksadik.
Ona hic annecik diye hitap etmedik.
Annecik aldigi serumun etkisi ile biraz kendine gelmisti. Biraz konustuk. Onu biraz optuk. Gozlerinin icine baka baka ona cesaret vermeye calistik. Gozlerindeki o farkli bakisi fark etsek de ne bunu belli ettik ne de orali olmak istedik. Ama annecik ilk kez o gun agzina yenilme laflarini aldi. Gelen gidenle ustu kapali veya acik bundan bahsetti. "Bu kez I-IH dedi". Kalbi onundu tabii, ona ne oyunlar oynadigini en iyi kendisi biliyordu.
Annecik cook basi ellerimizin arasinda biz icimizden "Ne olur tanrim simdi degil, simdi degil" diye yalvarirken kalbi ile mucadele verdi gozleri kapali. O kalp cook gitti de geri geldi. Onu (ve bizi) terk etmedi. O kalbe cook tesekkurler ettik.
Bunlari kimse bilmedi. Annecik bile !
Sonra annecik biraz dinlenmek uzere daldi. Biz de onun yanindaki sandalyelerin birine kivrildik. Uyuklamaya calistik biraz. Bugün cumartesi idi. Bir sure gecti. Ne olacagini asagi yukari tahmin ediyorduk. Annecik kendine gelecek. Enerjisini toparlayacak. Onu orada birakmayacagiz tabii ki ( annecik hastanede gecelemekten hic hoslanmazdi) ve aksam alip goturecegiz. Daha iyi dinlensin diye Bostanciya gececegiz. Ablanin evine. O once biraz yok filan diyecek sonra gelecek.
Ogleden sonra gec bir saatte annecigin karni acikti. Ona klinige yakin bir yerleden siradan bir kebapcidan biftek yaptirdik. Yagli olmamasina ozen gosterttik. Onu annecige goturduk sogumadan. Annecik ondan biraz yedi. Biraz daha kendine geldi. Serum hala kolunda idi.
Sonra bir ara bir doktor geldi. Ustunkoru bir muayene etti. Kalbinin duzenli calistigini soyledi. Dilerse bu aksam burada kalabilecegini ama cikmak isterse de cikabilecegini soyledi. Annecik tabii ki cikmayi tercih etti.
O cumartesiden onceki iki haftada annecigi zar zor bir kalp doktoruna gondermis bir muayene olmasini saglamistik. En sonra da bir hastanede kapsamli bir muayene ve gerekiyorsa biraz kalmaya ikna etmistik. Bu cumartesi gelismesini firsat bildik ve pazartesi vakit kaybetmeden hastaneye gitme sozu verdik birbirimize.
Aksam alti gibi klinikten ciktik. Once Bostanciya gecmek istemedi. Evine goturduk. Biraz ortalikta dolasti. Sonra ikna oldu. Arabaya dolduk. Karsiya gectik. Annecik yolda biraz yoruldu ama her zamanki gibi belli etmedi. Bostanciya ulastik.
Yemek yapildi. Palamut. Yendi. Masa toplandi. Eniste sigara icmek icin baska bir odaya gitti. Abla mutfaga bulasik yikamaya gecti. Annecik, ben ve yegen televizyonun karsisinda kaldik biraz. Hersey cok guzeldi. Hersey cok dingindi. Biraz uzun olmustu ama bu kez de kalp bize geri gelmisti.
Annecik simdi uyukluyor. Artik tvye bakmiyor. Onun yerine biz bakiyoruz. Ara sira uyanip yegenden erik istiyor (sayikliyor). Sonra sesine ses almadan yeniden daliyor. Bu sekilde bir sure daha geciyor.
Sonra annecik birden uyaniyor. Yegenden kendisine mutfaktan bir armut getirmesini istiyor. Bu sayiklama degil. Mutfakta armut var. Yegen mutfaga gidiyor. Bizim basimiz tvye donuk. Onu gormuyoruz. Yarim dakika geciyor. Ses almadigimiz icin basimizi annecige ceviriyoruz. O an hayatimizda simdiye dek gormedigimiz bir sey goruyoruz.
Annecik simdi oturdugu koltukta basini geriye atmis. Annecik simdi agzi acik nefes almaya calisiyor sessiz sessiz. Annecik bir tane, sadece bir tane daha nefes alabilmek ve verebilmek istiyor. Baska degil sadece bir tane. Mucadele ediyor. Ve basaramiyor.
Hemen yanina kosuyoruz. Bagiriyoruz etrafa. Ne yaptigimizi bilmiyoruz ama onun nefes almasini saglamaya calisiyoruz. Deriiin bir nefes aliyor. Duruyor. (Gözler kapali). Yarim dakika geciyor gecmiyor. Deriiiin bir nefes aliyor. Duruyor. (Gözler kapali). Vee o kadar.
Annecigi kollarimiza aliyoruz. Sirt ustu yatiriyoruz. Basini yastiga koyunca dilinin hafifce kontrolden cikmis kaslardan kurtularak agzindan disari sarktigini goruyoruz. Annecik kollarimizda ölüyor. Annecik ilk defa ölüyor. Bunun ne demek oldugunu bilmiyoruz ki.
Annecik ölüyor ama biz kabul etmiyoruz. Hayir ! Bir sure sonra bir doktor geliyor acilen. Kalbinde hala bir kipirdanma oldugunu hissedip once suni teneffüs yapiyor, serum vermeye calisiyor. Dusunuyoruz ki bu hic tanimadigimiz insan annemizi geri getirse dunyanin sonuna dek ne isterse onu veririz kendisine.
Ama annecik geri gelmiyor. Annecik gidiyor. Bizim hic bilmedigimiz yerlere. Annecik ilk defa bizsiz gidiyor.
Biz de aylardir ne yapacagimizi bilmeden yasiyoruz !
Annecigime bir selam gonderin bulundugunuz yerden.
Tesekkür ederim
Bu yaziyla ilgili
yorumlariniz varsa yazara
mesaj gonderebilirsiniz.
Bu sayfa 17 Eylül 1996'da evde hazirlanmistir...