Seluca'ya Yapilan Kisa Bir Yolculuk (*)

Seluca Gezegeni

Aslinda hepimizin yani basinda durur. Uzun süredir. Sadece biz onu görmeyiz, algilamayiz ve kullanamayiz. Kabahat bizimdir. Bu kabahat onlarin can cekismesine ve bitkisel hayata girmelerine neden olur. Farkinda olmadigimiz icin üzülemeyiz de tabii. Haa bir kac kisi haric. Onlarin ici kan aglar. Cünkü bilirler ki onlar can cekisiyor ve bilirler ki insanlar ne yazik ki onlari görememeye devam ediyor.

Sen de o ici kan aglayanlardan birisin biliyorum. (Ama bunu sana söylemeyecegim). Seninle ilk defa ne zaman nerede tanistigimi animsamiyorum. Belki de yalan söylüyorum. Belki de cok net animsiyorum engin olmayan denizin ortasina dogru acilan tek seritlik yolun üstünden dev olmayan dalgalarin oteki tarafa kolayca astigini.

Kosarak ilerliyorum dalgalarin arasindan. Ben burayi hep istemistim. Sisli hava yolun bitiminde ne oldugunu bana gostermek istemiyor taa basindan. Heyecani sürdürüyor. Oysa ben bu yolu düslerimde de gormustum. Sonunda ne oldugunu da cok iyi biliyordum (neydi peki).

Sis elbette ki tam zamaninda ortadan kalkacak. Ve karsimda canli oldugu yillardan sonra sisin icinde sakli oldugu icin yipranmamis yüzlerce yillik bir Ortacag Satocugu yükselecek. Hey sevimli bir sato bu. Kapida beni gülec yüzlü bir usak karsilayacak. Adi ne ? (Defterimi cikariyor ve bir isim seciyorum). Sir Troffle. Beni saygiyla selamladi. “Biz de sizi bekliyorduk efendim. Buyurun.”

Satonun ici hic onemli degil. Bir an evvel ev sahibine ulasmam gerek. Onunla tanismam gerek nihayet. Sonra da birlikte maceralara acilmak gerek. Bunun telasi ile gozlerimi bir actim bir kapadim ve onu karsimda buldum. Heyy inanin bu kadar kolay. Isteyin bir sey. Bakin bakalim ona ulasmak ne kadar kolay. Evet bu kadar kolay degilse gercekten istemiyorsunuz demektir (Burada kurallar bu kadar basit ve sevimlidir dostum - sadece bunu sen bilemeyebilirsin - ki bu da senin kisisel sorunundur). Aramizda soyle bir konusma gecti. Ses cikarmadan.

- Neden tüm maceralar hep iyinin kötüyle karsi karsiya gelmesini gerektirir ? Ben sadece iyinin oldugu maceralar yaratmak istiyorum. Ben dünya güzeli prenses ile onun asiginin kirk gün kirk gece süren dügünlerini ve dügünden sonraki o uzuun ve mutlu yasadiklari yillari görmek istiyorum. Bu olamaz mi ?

- Neden olmasin ? Bunu engelleyen ne var ki ? Kendinden baska ? Hadi baslayalim hemen. Neden gecikecegiz ki.

(Iste senin bu pratikligini seviyorum ben. Hemen yapalim. Hemen yasayalim. Evet yasayalim hemen).

Boylece kendimizi satonun arkasindaki minik iskelede bulduk. Iskelenin tanrisi yanimiza yaklasti ve bizi selamladi. Simdi onun da adini merak edersiniz. Adi Prio’dur. Fazla onemli olmayan tanrilar sinifindan oldugunu isminin kisaligindan da anlayabilirsiniz. (Bu da size ipucu olsun. Bundan sonra beni bu detayla mesgul etmeyin)

Prio saygisini gosterdikten ve karsiligini aldiktan sonra ancak yasli yapraklari zedeleyebilecek bir ses tonuyla bize sordu :

- Bugün nereye gitmek istersiniz dostlar ?

- Bugün iyinin kötüyü astiktan sonra bir daha onunla hic karsi karsiya gelmedigi bir diyara gitmek istiyoruz. Sence gezegenler arasi bir yolculuk yapmamiz gerekir mi ? (Bunu hangimiz dedi bilmiyorum. Sessizlikte kimin konustugunu anlamak kolay olmaz)

- Bir dakika dostlarim derhal büyülü kitabima bakip size uygun bir yer bulacagim. Böylece sorunuzun cevabini da ögrenmis olacaksiniz.

Dedi ve bir anda daha önce görünmeyen calisma masasini görünür kilarak onun üzerindeki büyülü kitabinda rastgele bir sayfa acip icinden okumaya basladi. Sessiz konusma ve sessiz dinleme yeteneklerimiz oldugu icin ikimiz de o an icinden neler okudugunu biliyorduk ama o denli hizli ve arka arkaya geldiginde anlasilmaz oluyordu ki bir andan sonra bu bize enstrümantal bir müzik ezgizi gibi gelmeye basladi. Ayni anda ikimiz de gözlerimizi kapattik ve melodinin tinilari icinde kendimizi unuttuk.

Bir süre gecmisti ki icimizi dolduran ezginin kapladigi mutluluk ayni anda ikimizin de dudaklarinin kipirdamasina ve “Iste burasi” diye bagirmamiza neden oldu. Bu beklenmedik ciglik karsisinda korkarak irkilen Prio saskin bakislarla basini büyülü kitabindan kaldirip bize bakti. Ellerini iki yana acti ve “Siz bilirsiniz” demekle yetindi.

Denizin rengi turkuaz olsun. Evet oyleydi. Bize uzunca bir yolculuk yapacagimiz müjdesini verdi Prio. O nedenle de en dayanikli seyahat gemisini hazirladi. Tabii o da daha once dinlenmekte oldugu yerde gorünmez halde idi ve cagrilinca bir anda iskelede demirlemis halde karsimiza cikti. Tabii cogunuzun aklina onun adini sormak gelmeyecek ama size bir ipucu vermem gerek: Burada tanisacaginiz herseyin bir adi vardir. Geminin adi Slimba idi. Slimba bir rivayete göre (Prio öyle dedi) artik unutulmus dillerin birinde sonsuz anlamina gelirmis. Prio sakadan fazla hoslanmadigi icin “Aman Prio yapma ! Yolculuk bu kadar uzun mu sürecek ?” diye ona takilmadik. Ama kücük dahi olsa Prio bir tanridir ve ölümlü yaratiklarda olmayan özelliklere sahiptir. Bunu demedigimiz halde sanki demisiz gibi yüzünü eskitti ve icinden “Cok komik” dedi (buna eminim - duymadim ama eminim !).

Denizin adi Turkuaz olsun. Slimba icin bu daha iyi olacaktir. Slimba’ya biner binmez bir rüzgar cikageldi ve ne zaman hazirsak gidebilecegimizi soyledi. Prio her gidisin arkasindan bir donus olacagini bildigi icin ayriliklarda da kavusmalarda oldugu kadar mutludur. O nedenle bize dolu dolu sarildi. Bana sarilirken elime gizlice bir sey tutusturdu. Yasli Prio. Her ihtimale karsi bizi korumak istiyor tabii. (Oysa bunun Prio’nun bir oyunu oldugunu sadece sen biliyordun ve bunu bana taa yolculugun sonuna dek soylemedin. Prio ayni seyi sana da vermisti bana belli etmeden ve bütün istegi benim sogukkanli kalmami saglamakti. Senin ise boyle bir seye gereksinim yoktu. Ama iste ilahi denge. Eger bir tanesini verip de ikincisini vermeseydi o büyülü kürelerin, belki de doganin dengesi bozulacak ve kötülük arkamizdan kendi gemisine atlayip hayatta varligini dahi bilmedigi yollara düsecek ve o mutluluk gezegenini de isgal edip mahvedecekti. Sagol Prio. Dengeyi korudugun icin.)

Küreyi gizlice cebimize koyduk ve ona el sallamaya basladik. Ne dersin acaba Prio ayriliklarda mutluluktan aglasin mi ? Tamam oldu. Böylece az önceki rüzgarin arkadasi olan bir yagmur da bize eslik etmeye basladi. Haydi Slimba gidelim.

Seluca bizi bekliyor.

(Yolculuk uzun sürecegi icin bu firsattan istifade ederek size denizler üstünde yapilmis bu yoldan, sisler arasina gizlenmis bu ortacag satosundan, Sir Troffle’dan, senden, kücük tanrica Prio’dan, onun büyülü Yolculuklar Kitabi’ndan, pek cok onemli meziyetlere sahip yolculuk gemisi Slimba’dan, onun yelkenlerinin kan kardesi olan sert rüzgar Folumbuu’dan (cift u ile yazilir ve okunur), onun en yakin arkadaslarindan olan Grincia isimli ayrilma ve kavusma yagmurundan bahsedecegim).

Elbette Trinqousha denilen deriiin ve dinlendirici uykuya dalip düs icinde düs gördükten ve zihnimi tazeledikten sonra...


(*) Seluca Günlükleri dedigim ve toplam yirmi alti cilt oldugunu sandigim bu degerli hazineyi gectigimiz hafta sonu Beyazit Meydani’nin onünde yillardir eski para satan ve benim eski mahalleden komsum olan Burhan adli birisinden aldim. Burada onemli olan Burhan’in benim cocukluk yasamimdaki yersizligi mi yoksa günlükler mi ? Peki.

Cilt sayisi hakkinda net bir sey soyleyemiyorum cünkü Burhan bana elinde kapagi ayni motiflerle islenmis yedi veya sekiz cilt daha oldugunu soyledi. Su an elimde on dokuz cilt bulunuyor. Haftaya cumartesi cinarin altina yine gidecegim. Bakalim Burhan elinde kalan ciltleri getirecek mi ? Cogu zaman ayik dolasmadigi icin kendisini de getirememis oldugundan suphelerim cok büyük.

Yukarida birkac gecedir cevirisini yaptigim metin ise elimdeki ciltlerin hicbirinden degil. Sadece birinin arasindan dusen musveddelerin ilk birkac sayfasi. Ceviri dedim evet günlükler Türkce yazilmamis. Hatta latin harfleri ile de yazilmamis. Evet elimdeki tüm bu ciltler ve bu müsvedde baska bir alfabe ve dilbilim kurallarina göre yazilmis. Allahtan bu müsveddelerin arasindan yazarin bizzat kaleme aldigi bir Türkce’ye ceviri kilavuzu cikti da yazilari cözmeyi basarabildim.

Neyse bu haftalik bu kadar. Haftaya kaldigim yerden devam edecegim. Beyazit maceramin devamini da anlatacagim. Insallah kalan ciltlerin basina bir sey gelmez.

Bu yaziyla ilgili yorumlariniz varsa yazara mesaj gonderebilirsiniz.

Bu sayfa 18 Kasim 1996'da evde hazirlanmistir...