ÖZET

Bu yazida Marillion grubunun eski solisti, aile babasi Fish ile tanisikligimizi anlatacagim. Fish arkadasimiz 18 Haziran 1997 carsamba gunu Istanbul'da bir konser verecek.

Yazimin basligi Fish'in bir sarkisindan bir dizedir : "Dans Yorgunuyum" diye cevirebiliriz.

 

Eski Rüzgarlar

Yazara e-posta

 

" I'm TIRED of DANCING"

I'll keep a vigil in the wilderness of mirrors
Well nothin' here is ever what it seems


1990 yilinin yaz basi. 23 yasindayim. Zir zop bir arkadasin zirzop bir teklifine evet diyorum ve sürücüsünü tanimadigim bir araba ile Istanbul'dan kalkip Marmaris'e gidiyoruz. Sürücüyü arkadasim taniyor. Araba Tofas Dogan veya Sahin (ikisi arasinda ne fark oldugunu hala tam olarak bilmiyorum).

Aslinda onlar arkadasim, esi ve surucu ucu gitmeyi planliyorlar ama arkadasimin ricasi uzerine bana da arabada yer bulunuyor. Aksam isten eve geliyorum. Alelacele hazirlaniyorum. Gidiyorum.

(Aklima o geliyor. Kapima. Bana beni birakmanin ne denli zor bir sey oldugunu sana gosterecegim goreceksin der gibi bakiyor. Benden bir sey aliyor. Arkasindan baka kaliyorum. Bana neden oyle davranmasi gerektigi konusunda pek cok fikrim var. Hepsi de tek ve dogru olan. Ama hayatimda daha yeni yeni herseyin altindaki seyleri gormenin bir sey ifade etmedigini anliyorum. Oysa o zamana kadarki hayatim boyunca bence en onemli sorun insanlarin olaylarin ardindaki sebepleri veya gercekleri gorememeleri ile ilgili. Ama anlamaya basliyorum ki baska seyler de var. Bunlara ayak uydurmam cok zor olacak. Buyumem...)

Tum bir gece ve ertesi gunun yarisi kadar suren yolculugumdan geriye animsadigim sey ne ? Korfez’in vapurla gecilmesi ve bu sirada uzun uzun kuyruklarda beklenmesi. Sira kapma, kaptirmama mucadelesi. Haziran sonuydu. Acaba bir bayram veya seyran miydi ? Hizla karar vermis olduguma gore oyle olmali. Aksi taktirde isten izin almam gerekirdi filan...

Ertesi gun Marmaris’teyim. Sonra gunde bir iki kere kalkan bir minibuse binip adi sani bilinmeyen bir koye gitmem gerekiyor. Bu da zorunluluklar dizisinin bir baska uyesi. Cunku orada bir arkadasim var. Evinde kalabilecegim. Gidiyorum. Beklenmedik yollari guneyin ilk defa o zaman goruyorum hayatimda. Bir yani ucurum, diger yani tepe. Karsidan eger araba geliyorsa en yakin cebe siginmak lazim. Yoksa kafa kafaya kaldin mi cikis yok. Allahtan gunduz. O sirada muzik dinlemisimdir herhalde ama ne dinledigimi animsamiyorum simdi.

Orada birkac gun kaliyorum. Birkac iyi gun geciriyorum. Guzel bazi fotograflar cekiyorum. Guzel insanlarla tanisiyorum. Ama bitiyor. Zaten bitmesini de istiyoruz.

Sonra Marmaris’e donuyorum. Bulusmam gereken insanlar var. Istanbul’dan en son ayrilirken konustugumuz gibi ilgili gun gidip Marmaris’teki Ulusoy’un onunde beklemeye basliyorum. Kendimle barisigim anlasilan. Cunku saatlerce beklemek beni uzmuyor. Yuzumde hep bir gulucukle bekledigimi animsiyorum o sure boyunca. Tum ogleden sonrayi orada geciriyorum. Sanirim dort saat kadar bekliyorum.

Bekliyorum. Orgel Kontu’nun Balosu ya da buna benzer isimli bir kitabi okumaya basliyor ve bitiriyorum. Dort saat boyunca sadece ve sadece Fish’in Vigil in the Wilderness of Mirrors albumunu dinliyorum. Fish’in ilk solo albumunu. Tum sarkilarin ezgilerini artik ezberliyorum. En cok Vigil, The Company ve A Gentleman’s Excuse sarkilarini seviyorum.

Artik ne zaman bu albumu dinlesem aklima hep Marmaris, bulusamama ve Ulusoy’un kimsenin ilismedigi burosunun kosesi geliyor. (simdi ikinci yuz basladi ve The Company sarkisi caliyor...)

(Daha sonra ogreniyorum ki ayni zirzop arkadasim Istanbul’dan ayrilmadan once Marmaris’e farkli ekipler halinde gelecek diger iki grup ile de Marina’da bir yerlerde bulusma sozu vermis. Uzun yillar boyunca diger ekiplerin Marina’da tum gun bir asagi bir yukari dolasip duruken ve daha sonra aksam yemegi yerken neden Ulusoy’un oraya gelip kontrol etmediklerini bilmedim. Sonradan ogrendim ki benden baska kimse Ulusoy’un orada bulusulacagini bilmiyormus).

Kitap bitti. Muzigi bitirdim. Simdi gitsem bir daha bulamayacagim yerlerde dolastim ve kendime bana guvensizlik hissi veren bir barakada kalacak yer buldum. Animsadigim kadariyla caminin cok yakinindaydik. Ertesi sabah nedense saati ogrenmek icin kaldigim yerden disari ciktim ve abdest alinan sadirvanin oraya gidip saati sordum. Sabah sabahin koruydu. Insanlar bayram namazi icin erkenden kalkmislardi. Demek ki bayram tatiliymis.

Demek bayramlardaki huzun sadece yakama Istanbul’da yapismiyormus. (Aslinda hepsinin nedenini biliyorum da soylemiyorum. Evet... evet oyle).

O gun (yani bayramin ilk gunu) ilginc bir sekilde bir iki telefon konusmasi yaparak ekip biraraya gelebiliyor. Demek ki dort farkli ekip varmis. Bunlardan ucu birarada tatil yapiyor. Ben dahil. Diger bir grup kendi baslarina takiliyor. Bir gun sabah veya ogle onlarin kaldigi yere de gidiyoruz.

Kagit cicekler hep aklimda kaliyor. Kagit cicekler... Ne yapabilirim ? Bilmiyorum ! Yasam geciyor. Aslinda hepsinin nedenini biliyorum. Ama bilmek yetmiyor. Degistirmek de gerekiyor. Ama degistirmiyorum. Zaman akiyor...

Simdi bir adadayiz. Demek ki Kleopatra buralara gelmis. Demek bu plajda yuzmus. Demek bu kumlar ondan boyle. Demek bu kumlardan almak ondan yasak...

Benim o aksam otobusum kalkacak. Ondan erken donmeliyiz Marmaris’e. Tabii benden baskasinin derdi degil bu. Adayi erken terk etmek gerekecek. Arabaya erkenden dolusmak. Marmaris’e aslinda donulebilecek zamandan birkac saat erken donmek.

Pazara gidiyoruz. Daha vakit varmis. Marmaris’in kendi pazari. Turist pazari degil yani. Ne animsiyoruz. Visne suyunu. Visne suyu idi degil mi ? Adam daglarda hala duran karlardan buz parcaciklari yapiyormus. Bardagin yarisina kadar buz dolduruyor. Geriye kalanina da visne suyu. Elde yapmis. Doyamiyoruz. Bir bardak daha koyuyor. Tek bardak fiyatina. Iciyoruz kana kana. Otobus kalkiyor. Ve anlamsiz tatil bitiyor...

Yolda bir yerlerde otobus bozuluyor. Daha yola cikali birkac saat olmus. Hava bile kararmamis. Sonra nasil oluyorsa otobus kendi olanaklari ile tamir ediliyor. Tekrar biniyoruz ve yola koyuluyoruz. Ayaklarim yaniyor biliyorum. Ama uyuyorum. Istanbul’a dek uyuyacagim.

Istanbul’a bir pazar sabahi iniyorum. Kendimi eve bir yataga atiyorum. Aksama dek uyuyorum. Ogleden sonra gec bir saatte kalkiyorum. Bir konsere biletim var. Aya Irini’de Venedik Madrigalistleri’nin konserine gidiyorum. Marmaris’te ilk duragimda evlerinde kaldigim arkadaslarla. Madrigallere ve eski zaman muzigine ilk o aksam asik oluyorum. (Daha sonra baska memleketlere gittigimde bu turden muzikleri klasik muzik bolumunun Eary Music kisminda bulabilecegimi ancak yillar sonra ogreniyorum - ne kadar basitmis).

Cikista aksam dunya kupasinin final macini seyrediyorum. Zevksiz bir mac. Birisi digerini 1-0 filan yeniyor galiba...

* * *

Sanirim o yaz, bu tatilden sonra bir oyku yazdim. A Gentleman’s Excuse sarkisindan esinlenerek cogunlukla. Biraz da Omega’nin Russian Winter sarkisini kattim icine ki troyka seslerinin bir anlami olsun.

(Sonra bir kiza kagittan bir cicek armagan edecegim. Beni cok sasirtacak ve uzun zaman saklayacak o cicegi. Tipki sarkinin dedigi gibi. Demek sarkilar dogru soyluyor diye dusunecegim. Demek dogru soyluyorlar bazen. )

* * *

Fish’ten once Marillion vardi aslinda. Erdal tavsiye etmisti bana. ODTU’de idim o zaman daha. Birinci siniftaydim. Bir aksam yemek yemek icin sehre inerken minibusun radyosunda Izzet Oz Marillion’in Misplaced Childhood albumunden ( o zaman yeni cikmisti) bir sarki caldi. Soyle basliyordu sarki sanirim : “A spider wanders aimlessly....” (sarkinin adi Bitter Suite olabilir). O an bu adamlari almaya karar verdim.

Boyle baslar Fish aski... Sonra 1995 yilinda kalkti konser vermeye geldi buralara. Sagolsun. Seyrettik. Beyaz donunu gorduk Erdal ile. Sonra Erdal ABD’ye gitti yasamaya. Fish ise yeni bir album yapip bu kez yine geliyor. Bakalim gorecegiz dedikleri gibi simdiye kadarki solo kariyerinin en iyi albumu mu degil mi ?

Sunsets on Empire ! Artik internetten siparis vermeye basladim. Zaman degisiyor. Degisiyor ki zaman oldugunu ispat edebilsin. Yoksa ne olurdu yasamin hali?

Fish 18 Haziran aksami Acikhava Tiyatrosu’nda bir konser verecek. Dinlemenizi tavsiye ederim. En sor gordugumde duba gibiydi ama kilolarini vermis olabilir. Gerci artik kizina sarki yazacak akdar bir aile babasi ama kimbilir. Belki de kendini toparlayacak guzel asklar edinmistir kendisine.

Eski sarkilardan hangilerini soyleyecek bilmiyorum ama ben sunlari soylemesini istiyorum : Lady Nina, Punch & Judy, Vigil, The Company, A Gentleman’s Excuse, Sugar Mice, Credo, Lavender (beklemeyin bosuna; Kayleigh’i istemeyecegim; onu tum ask sarkilari compilation cd’lerinde bulabilirsiniz).

Copyright (c) 1997 Turkiye Net - Her Hakki Saklidir

Sayfa Basina Git

Copyright (c) 1997 Turkiye Net - Her Hakki Saklidir
Son Güncelleme Tarihi : February 16, 2000.