ÖZET
|
| Hepimizin
cocuklugu herhalde ilginc gecmistir. Soyle biraz
silkelensek neler dokulur neler degil mi
unutulmus tavanaralarindan? Cocuklugumuzu
kilitledigimiz yerden gunisigina cikarirsak ne
olur acaba? Dunya mi durur?
Cocuklugumu
animsadim biraz.
"Sonra
uzulsem... Uzuldugume uzulsem" esliginde
Mirkelam'dan...
|
| |
|
|
|
|
" HAYAL MEYAL"
Cocukken yasadigim dunya bana cok normal gelirken
buyudukten sonra gordum ki meger bir masal aleminde
yasiyormusum. Aslinda cok ilginctir. O masal alemi
degiserek varligini hala surdurse de onun icinde
yasayanlarin hicbiri bunun farkinda degil. Ve hic bir
zaman da olmayacaklar.
Dar sokaklar meydanlara acilirdi. Biz cocuklar icin belli
mesafelerin otesine gitmek dunyanin ote tarafina gitmek
ile esdegerdi. Televizyonla buyumedik cunku. Radyo
tahayyul edemedigimiz bir seydi. Nasil oldugunu
bilmiyorduk ama kabulleniyorduk. Cunku yalnizligimizi
bizimle paylasan tek ses o idi.
Radyoda annemin veya ablamin eslik ettigi sarkilar,
turkuler calardi. O zaman begenmezdik. Simdi keske o
gufteler kadar güzel güfteler yazabilsek diyorum.
Hic tukenmeyecek sandigimiz askimiz bitecek miydi?
Gokyuzunde yanliz gezen yildizlar yeryüzünde sizin
kadar yalnizin
Bir bahar aksami rastladim size sevincli bir telas
icindeydiniz
Arnavut kaldirimlarimiz vardi. Yagmurlar yagip da seller
basinca her yeri, sel sulari sokagin ortasindaki biyik
dendigini sonrada ogrendigim tas araligindan yokuslar
boyunca akip giderdi. Sahi nereye giderdi? Hic dusunmedim
bile.
Yagmurlar yagdiginda kimi ozleyecegimi o zamanlar
bilmiyordum. Cunku aski tanimiyordum daha. Simdi
biliyorum da daha mi mutluyum sanki?
Top oynardik sikca. Sabahtan aksama dek hafta sonlari.
Bazen kavgalar olurdu ama hemen unutulurdu.
Kar cok az yagardi ben cocukken. Cok az dururdu yerde.
Buyukler neden kari sevmezler bir turlu anlamazdim. Simdi
buyudum hala anlamiyorum neden sevmediklerini. Ben hala
seviyorum.
Karda yurumekle ilgili efsaneleri ogrendim. Yasadim.
Daha mutlu
oldum. Sonra karlar eridi. Baki kalan mutsuzluga dondum.
Beni karlarin ustunde unutun. Orada eskiden
seyrettigim cizgi filmlerin kahramanlari gibi kendimi
sirt ustu karlarin ustune birakayim. Grilesmis gokyuzune
karsi gozlerimi kapayip unutulayim. Karlar isterlerse
ustume yagmaya devam etsin.
Baslangicta Tatli Kahramanlar vardi. Ayi Yogi ile Bobo,
Akilli Bidik. Sefil Fareler. Sonra bir de Heidi vardi.
Heidinin o inatci ve azim dolu kosusu hala gozumun
onunde. Herkesten uzaga kacardi Heidi. Ki rahatca
aglayabilsin.
Baska neler vardi? Sirasiyla animsayamayacagim icin tüm
cocuklardan ozur dilerim. Marco vardi. Arjantindeki
annesine kavusmaya calisan. Hic anlam veremezdim
Marconun babasinin tutumuna. Karisinin tek basina
Arjantine gitmesine nasil oluyor da goz yumuyordu.
Yakinlarda Marco yeniden basladi. Renkli hem de. Orada
seyrederken Marconun minik bir maymunu oldugunu
gordum. Unutmusum. Benim tek aklimda kalan sey
Marconun penceresiydi. Cati katinda yasardi Marco. Bir
de cati kati penceresi vardi. Oraya cikar oturur sehri
seyrederdi.
Ben oturma odamizin camini bile acamazdim. Annem kizardi.
Viki vardi. Akilli Viking. Pek cok kurnazliklar yapardi.
Orada gurzu eline zincirli bir korsan vardi galiba. Cok
ilginc bir tipti dogrusu.
Flanderslerin Kopegi vardi. Cok fakirdiler. Ev kirasi
santim birimindeydi. Yani kurustan da asagi.
Her gun ancak yarim saat cizgi film seyredebilirdik. O
kadardi cunku. Biraz buyumeye basladigimda sunu dusundum.
Acaba cizgi film seyretmeden gececek bir yasam olabilir
mi ? Sanki hicbir cizgi filmi kacirmamam gerekiyordu. O
kadar ilginc idi. Sonra daha o masal aleminden cikmadan,
sokaktaki arkadas muhabbetlerini cizgi film seyretmek
icin eve kosmaya tercih ettim. Hem eve girersen bir daha
disari cikamama tehlikesi de vardi.
Bazi arkadaslarim vardi. Sirf bu tehlikeden dolayi
tuvaletleri geldiginde bile eve gitmez sokagin kuytu
yerlerine yaparlardi.
Yaz aksamlari saklambac oynamak kadar guzel bir sey
olamazdi. Hele ebe bir yanlis teshis etsin bir kisiyi bak
o zaman nasil kazan comlek patlardi. Evet bu deyimi
kullanirdik. Bir de son kalip da bir turlu bulunamayanlar
icin bir terim vardi. Kurt olmak. Ebe eger yeterince
adami sobelemisse son kalan bir veya iki kisiyi kurt ilan
ederdi. Kurtlar kendi canlarini kurtarmanin yanisira
sobelenen bir kisiyi de kurtarirlardi. Boylece
kurtulamayanlar icinde ebe yeni ebeyi belirler boylece
oyun yeniden baslardi.
Bir evin ufak bir bahcesi onun icinde de bir incir agaci
vardi. Agacin dallarinin yarisi bahce disina yola
tasardi. Cesitli seylerle (tas, top, sopa vb) dallarini
bombardiman eder olmamis incirlerin yerlere dusmesini
saglardik. Amac incirleri yemek degildi. Fakat
birbirimizi sislemek icin oldukce guzel bir aracti
olmamis incirler. Hem birbirimize atabilir hem de
canimizi acitmazdik bir incir darbesi yedigimizde.
Bir sabah annem beni erkenden uyandirdi. Sanirim okullar
daha acilmamisti ama ben yaz tatilinde calisiyordum. Cuma
sabahi idi. Annem ihtilal oldugunu soyledi. Aklima ilk
gelen sey suydu : Ohh ne guzel bugun ise gitmeyecegim !
Sabahin korunde kosa kosa firina gonderildim. Ekmek
almaya. Bos sokaklarda dolasabilmenin sevinci yoktu
galiba icimde. Daha cok bir an once firina gitmek, ekmek
alabilmek ve eve donebilmek.
Firinin onunde kuyruk vardi. Uzun bir süre kuyruk
bekledim. Komsularimizdan biri kuyruga aldiris etmeden
firina girmis ve diledigi kadar ekmek alip gitmisti.
Kocasi firincilari taniyordu cunku. Sinirlendim galiba
biraz.
O zaman aldigimiz ekmekleri yiyemedik. Cunku her zamanki
gibi evde zaten yedek ekmek vardi. Ve her zamanki gibi
annem once onlarin yenmesini sagladi. Boylece taze
ekmeklerken bayatlarken biz bayat ekmek yedik.
Galiba ertesi gun de sokaga cikma yasagi kalkti.
En buyuk isteklerimden bir tanesi bir basketbol potasi
bulmak ve onu sokagin ortasinda gozume kestirdigim yere
cakabilmekti. Ama bu hicbir zaman gerceklesmedi. Boylece
Beyaz Golge dizisinin icimde olusturdugu arzulari ancak
okulda beden derslerinde basketbol oynamakla gidermeye
calistim. Ortason siniftayken siniflar arasi basketbol
turnuvasinda gerci birinci olmustu bizim sinif ama bunu
Aydin Ors bilmiyor ki.
Yaz gelip de okullar kapaninca mahalleyi acaip bir
sikinti kaplardi. Kimse olmazdi aksama kadar. Ya
calisirlardi ya da ne yaparlardi bilmezdim. Zaten benim
bu ozgurluk dolu yaz aylarim da besinci sinifa dek surdu.
Ortabir sonundan itibaren calismaya basladim. Hatta orta
sonda okul zamaninda da calistim. Okuldan gelip ogleden
sonralari calismaya gidiyordum. Aksamlari da ders
calisiyordum.
En cok uzuldugum sey persembe gunleri matematik dersinin
olmasi ve matematikcinin cok odev vermesiydi. Cunku cogu
carsamba aksami Avrupa Kupalarindan maclar olurdu. Ve
ben arka odada ders yapmak zorunda oldugumdan maclari
seyredemezdim. Lise sonda ayni benzer carsamba
blueslarini yasadim. Yatili okudugum icin carsamba
ogleden sonralari okuldan resmen cikabildigimiz tek zaman
idi. Aksam yedi bucuga kadar izinliydik. Ama lanet bir
cografya dersi yuzunden gorunmez bir huzun zinciri bazi
carsambalar beni okula baglardi. Nereye gitsem, ne yapsam
ertesi gunun o sikintisi beni yer bitirirdi.
Bir keresinde bir carsamba gunu bir arkadasimla ciktik ve
Sultanahmet Köftecisine gittik. Orijinal olanina.
Sultanahmetteki. O donmus kofteleri satanlardan degil.
Adam basi tam iki bucuk porsiyon kofte yedik.
Citlembik zamani geldiginde (eylül, ekim aylari) bazi
kuytu yerlerimiz vardi. Bunlardan bir tanesi de Topkapi
Sarayindaydi. Adinin sonradan Aya Irini oldugunu
ogrendigim yeri gecip daha giselere gelmeden sola
bakarsaniz orada bir yokus basi oldugunu gorursunuz. O
yokus sizi asagida arkeoloji müzesine ve daha sonra da
Gülhane Parki girisine goturur birakir.
Iste o yokusun basinda solda bir citlembik agaci vardi.
Birkac arkadas oraya giderdik. Mevsimden dolayi hava ya
serin ya da yagmurlu olurdu. Bir arkadas agaca cikar
citlembik yuklu dallari koparir ve asagi atardi.
Asagi tunemis olan bizler gelen daldaki citlembikleri
ayiklar ceplerimize koyardik. Dallari koparmamizin nedeni
bekcilerdi. Bekcilerin gelme tehlikesi olmasa dallari
koparmaz citlembikleri dalindan toplardik. Bekciler de
biz dallari kopariyoruz diye gelirdi. Kacisirdik. Bu
donguyu cozmek icin bizim dilimizden anlayan bir bekciyle
hic tanismadik.
Insanlar neden buyuyunce cocuk dilini unutuyorlar.
Bir baska citlembik kaynagimiz da caminin mezarligi idi.
Agaclar cok yuksek ve yasliydi. Agac tirmanicilar (ben bu
grupta degildim) agaca cikamazdi. Bir keresinde agaclarin
birinde belirli mesafelerle cakilmis pasli mihlarin
oldugunu gormustum. Sonra bir gun agbimle bu detayi
konusurken bana soyle demisti : Kucukken o agaclara
tirmanip citlembik toplamak icin o mihlari biz cakmistik.
Ben cocukken aksam oldugunda kuslar
sozlesmiscesine toplanir ve caminin etrafinda donup onu
tavaf ederlerdi ucarak ve gurultu cikararak. Bir tur bir
dakika kadar surerdi. Ben de cumbali evimizde camin onune
oturur onlarin gurultulu turlarini seyrederdim.
Neden bilmiyorum ama kuslarin o ucusmasi beni mutlu
ederdi. Aksam olurdu. Perdeleri kapatirdik. Yemek yerdik.
Evdeki gergin havayi hisseder icimizden dualar ederdik.
Boyle boyle gecti cocuklugum. Ablamin aksamlari yatak
yaparken soyledigi sarkiyi hic unutmayacagim. Beni
tedirgin edermis demek ki o sarkinin o yanik sesle
soylenmesi. Cunku yaramazlik yaptigim tek andi o. Yatagin
ustunden yerelere atardim kendimi ablam carsaf sermeye
calisirken. Bir daha, bir daha, bir daha. Kos Heidi !
Daglara dogru kos. Kimse gormesin gozlerindeki yaslari.
Yumruklarini sik Heidi. Daha hizli kos. Birak hersey
geride kalsin. Tepedeki bulutlarin icinde kendini birak
nihayet. Bitsin
Gokyuzunde yanliz gezen yildizlar
Yeryüzünde sizin kadar yalnizim
Bir yalnizlik sarkisi soyler sazim
Ben yalnizim, ben yalnizim, yalnizim
Copyright
(c) 1997 Turkiye Net - Her Hakki Saklidir
|