| . |
. |
SULTANAHMET
OZET:
Sultanahmet'te cok kotu bir sey olmus !
Kendimi yeni bilmeye basladigim yillarda sonradan adinin Sultanahmet
oldugunu ogrendigim yerde annemin elinden tutarak yururduk. Animsiyorum.
Oradan gecip Kadirga'ya inen Sehit Mehmet Pasa Yokusu'ndan iner ve
Sokollu Mehmet Pasa Caminin ana kapisinin onundeki minik alana bakan
evimize ulasirdik.
O zamanlar benim icin akil cagi degil, hayal alemi cagi idi.
Sultanahmet'ten gecmemizin topu topu birkac nedeni var. Cumartesi ise
Eminonu'ne haftalik yiyecek alis verisi yapmaya gidiyoruz. Hafta ici ise
Ayazpasa'daki bir akrabamizi ziyarete gidiyoruz. Bu aralar oraya haftada
birden cok kere gidiyoruz. Nedenini bilmiyorum daha.
Sultanahmet denilen sey bana nasil gorunuyor? Koskocaman bir park. Ama
hic cekici bir yani yok. Cunku icinde oynayacak bir seyler yok. Baslangicinda
iki tane tas var. Sonra bir de kirik bir sey onlarin yaninda. Az ileride bir de
sonradan adinin Alman Cesmesi oldugunu ogrenecegim sey var. Cesme.
Su siralar cesmelerinden su akmiyor.
Tum Sultanahmet Parki'nin cevresi altigen halkalarin birbirine elele
tutunmasindan olusmus metal cit ile cevrili. Beyaz boyali. Belli yerleri kapi
vazifesini gorup giris cikisi sagladigi icin bunlardan yok. Eger mevsim yaz
ise bu metal citini hemen ardinda yer alan cimenlerin ustu papatya dolu olur.
Annem koparmama izin vermez. Annem elini birakip kosmama da izin
vermez.
Sonra bir de parki cepecevre saran kaldirim var. Birkac metre genisliginde
olup Istanbul'da ne simdi ne de sonra (buyudugumde) hicbir yerinde
gormedigim ozel bir tas deseniyle kaplanmis. Yanyana bes tanesinin
gelebilecegi uzunlukta uzunlugunun yarisindan biraz az genislikte dikdortgen
gri taslar dizilmis. Sira sira. Ara sira gri rengin disinda baska renkler de
serpilmis aralara. Ornegin kirmizi, yesil, mavi...
Saymasini ogrenmeye basladigimda bu taslarin kac tane oldugunu da
sayacagim; yatili okuldan donerken mutlu cuma aksamlari. Ama simdilik
sadece etrafa bakiyorum ve ogrenmeye calisiyorum.
Ben bundan daha da kucukken (kundaktayken) annem, benden 13 yas
buyuk ablamla buradan gecerken kucagindaki beni kastederek ablama beni
bu parkta birakip eve ikisi donmeyi onerirmis. Sakadan. Ablam da hemen
aglamaya baslarmis. Gercek sanip. Ben o zamanlar bunlari bilmezdim.
Dogmamin istenmeme olasiliginin oldugunu da...
Sultanahmet'te bir de kofteci var. Onun varligini da eve ayda yilda bir kere
getirilen kofte paketlerinden biliyorum. Annem "Sultanahmet'ten" diyor. Tam
bagdastiramiyorum ama sabirla bekliyorum. Biraz daha buyudugumde
ogrenecegim orada bu mukemmel lezzetli kofteleri yapan yeri.
Buyudugumde Sultanahmet Kofteci'nin degil cok luks ve pahali bir yer
aslinda bir "esnaf" koftecisi oldugunu ogrenecegim. O zaman ailemizin
ekonomik durumunun (annem bir cocuk olarak bana hic hissettirmese de)
ne kadar kotu oldugunu anlayacagim. Gerci orta birin yaz tatilinden itibaren
ciddi olarak islerde calistigimi ve haftaligimi annemin avcunun icine
biraktigimi animsayacagim ama bunun konuyla bir ilgisi oldugunu cook
buyudugumde anlayacagim. Bu durumda da anneme bize "fakir oldugumuz"
gercegini hissettirmedigi icin hep mutesekkir kalacagim.
Is demisken... Ilkokul besi bitirdigimde sakiz satardim. Babamin calistigi
dispanserin onunde (aslinda sakiz satmak icin pek uygun bir yer degil ama
guvenli). Iste o zamanlar donem donem sakizim biterdi ve Eminonu
toptancilara sakiz almaya giderdik annemle. Donuste de Sultanahmet'e cikar
kofte yerdik.
Kofteci daha o zamanlar tek katli idi. Girisin bes alti metre otesindeki
sutunun hemen sol tarafinda bir tane dolap vardi. Sagindan ise arka tarafa
gecilirdi. Arka taraf da on taraftan biraz daha kucuk bir yerdi. Sanirim orasi
"aile salonu" idi. Biz annemle gittigimizde oraya otururduk. En arka masanin
yanindan bir kapi acilirdi ve acildikca ben arkada ne oldugunu merak
ederdim. Ufacik bir bahce vardi. Oradan sanirim bulasikhaneye gecilirdi.
Cok seneler sonra o arka bahce ve bulasikhanenin de salona dahil
edilecegimi bilmezdim. Sutunun yanindaki dolabin kalkacagini ve ust katin da
alinip salon olacagini. Ne de ortaklarin damatla isim hakki konusunda ihtilafa
dusecegini. Sulatahmet Koftecisi diye donmus et yapan kofteci zincirini
kuran damatla...
Parkin sonunda ne ise yaradigini cok sonradan ogrendigim bir bina var.
Turist danisma burosu. Ve otobus duragi. Otobuslerin, troleybuslerin arka
arkaya siralandigi yogun saatlerde. Biz annemle eger Ayazpasa'ya
gidiyorsak markasinin Leyland oldugunu sonradan ogrenecegim otobuslere
binerdik. Ustunde H.Meydani yazdigi halde annemin neden Beyazit otobusu
dedigini bilmedigim o hatlardan birine giden otobuslere.
Gozu kor olan ve karaborsa bilet satan adam daha yok durakta. O sonra,
ben liseye basladigimda orada belirecek. Aslinda onu ilk defa bizim
mahalledeki ayi bakkala (bakkalin cussesinden dolayi annem ona oyle derdi -
annem herkese isim takardi mahallede ve herkes de o isimleri kullanirdi o
insanlar icin; ornegin Mambul, hatcik, gumrukcu) aksamlari ugrayip para
butunlerken gorecegim. Sonra da duragin yakininda bir yerlerde. Yaz, kis
bilet satacak. Bir de sandalyesi olacak...
Bir de turist burosunun oldugu degil de oteki kose benim ilgimi ceker. Cunku
orasi sonradan adlarinin cicek cocuklar oldugunu ogrenecegim annemin
hippi ve corc dedigi turistler olacak. Ev gibi de kullandiklari arabalariyla
gelmisler ve o kosede siralanmislar. Orada yasiyorlar kaldiklari surece. Gelip
gecerken hep bakar ve annemle konusuruz. Kim gitmis? Onun yerine kimler
gelmis. Karavanlarin ici gorunuyor mu ? Bazen hello ! Ne kadar cok mutlu
oluyorum onlari gordukce. Nedenini bilmiyorum.
Bir keresinde Isvec'te yasayan bir komsumuzun bizim adresimizi verdigi icin
gelip bizim ahsap evde kalan amerikali turist arkadaslarini animsiyorum.
Annem yanlarina yaklastirmazdi ama ben yine de sabahlari baslarina gidip
dururdum. Corc'un. Karisini tam animsamiyorum. Ama corc'u
unutmuyorum. Unutmadigi iki sey var. Her sabah dislerini fircaladigi (ne
acaip). Ve agiz mizikasi.
Ilk ne zaman basladim tam animsamiyorum. Belki cok kucukken belki de
yatili okula gidip gelirken (ptesi giderken degil de buyuk bir olasilikla cuma
donuslerimdedir olasilikla). Sultanahmet'te eve gitmek uzere yurumeye
basliyorum. Artik tabii turistler kalmamis. 80li yillarin basindayiz. Bir seritten
yurumeye basliyorum. Hangisi olursa. Yada bu oyunu oynamak yolun
ortalarinda bir yerde aklima geliyor. O sirada hangi seritteysem artik. Onume
eger renkli bir tas cikarsa serit degistirmek zorundayim. Saga veya sola fark
etmez. Bu kurala uyarak geciyorum parki. Kimi zaman zor anlar yasiyorum.
Cunku iki tane renkli tas biribirne carpraz ard arda yerlestirilmis. O seride
girersem ilerleyemem. Durmak zorunda kalirim (yurumeden bir seridi terk
etmek yok).
Bu oyunu oynarken lise caginda biri oldugum zamanlar ozellikle (cunku bu
demektir ki annem yanimda yok, boylece istedigim gibi serit degistirebilirim)
durakladigim zamanlar olurdu dogru seridi secmek icin. Bazen de takilir
kalirdim. Hangi seride gidecegimi bilemezdim.
Cocukken daha zordu tabii. Cunku annem elimi birakmaz ve ben ona
hissettirmeden bu oyunu surdurmeliyim. Bu demektir ki kafasinda ailemizle
ilgili binbir derdi dusunerek yanimda yurumekte ve elimden tutmakta olan
annemin yaninda o yana bu yana giden bir ben. Bazen cekelerdi herhalde
beni. Bagirirdi dogru yuru diye.
Gecenlerde bir gun Sultanahmet'te yurudum yanliz basima. Parki cevreleyen
citler ayni renkte ve ayni motifte idi. Ama bir anda neye ugradigimi sasirdim.
Cunku benim bildigim son 25 yildir orada hic degisitirilmeden duran ve oranin
simgelerinden biri olan tas kaldirim degisitirilmis ve yerine eskisi ile alakasi
olmayan motifte yeni bir kaldirim dosenmisti.
Yukaridaki bir cok cocukluk animi ve daha aklima geldigi halde
parmaklarimin tuslara dokunma hizi yetismedigi icin bu satirlara alamadigim
o guzelim anilari animsama nedenim iste bundandi. Bilmiyorum o taslarin
bana ne anlamlar ifade ettigini yeterince anlatabilmis oldum mu ?
Ben hala bu uzuntumu aciklayacak dogru kelimeleri bulabilmis degilim.
Uzulmek ve kirilmis olmak hislerinden gayri...
Tanol
17. Aralik. 1997
© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)
|