. . RAMAZAN SOHBETLERI - II

Teravih namazlari ramazan ayinin en senlikli zamanlaridir. Iftardan sonra teravihe kadar olan zamanda daha once de bahsettigim gibi sokak oyunlari oynanir ve ezan zamani yaklastiginda abdest alinip namaza hazirlanilir.

Teravih namazini kilmak icin iki olasilik vardir. Ya mahallemizdeki camiiye gitmek ya da cevre camiilerden birine. Namaz ekibini muezzinlerin cocuklari olusturur (ancak benim babam hoca degildir). Animsadigim isimler; cilli Mehmet, Kemal, Kenan... Cilli Mehmet G.Sarayli digerleri Fenerlidir.

Eger namazi bizim camiide kiliyorsak, muezzinlerin yaninda saf durma imkanimiz olur. Sokollu Mehmet Pasa Camii'nin iki tane muezzin yeri vardir. Ikincisi ilkinin ust katinda olup sadece ramazan ayinda kullanilir. Bu kat kadinlarin namaz kildigi yere gore bir kat asagida kalir. Ote yandan sag ve arka tarafi kadinlarin bolumuyle komsudur. Hal boyle olunca kafanizi kaldirip geriye baktiginizda hemen o hizada saf tutmus kadinlari gorebilirsiniz.

Muezzinlerin katinda iki saf durulabilir. Biz arkada kaliriz. Boylece her dort rekatta bir yeniden baslandiginda ilk fatiha bitene dek mahsustan zaman gecirir, arkaya donup kacamak bir bakis atmak imkani ve zamani elde ederiz. Eger tesadufen orada mahalleden kesistigimiz kizlar varsa ne ala...

Yatsi ile birlikte 30 rekat namaz bittikten sonra son 3 rekatlik vitr namazini kilmadan hemen asagi ineriz ve imamin odasindan gerekli malzemeleri alip hemen disari cikariz. Ne yapiyoruz ? Tahta masayi da cikisa hemen koyup, ustune makbuzlari da dizdik mi oldu bu is.


- Bos gecmeyelim cemaati- muslimin ! Camimize yardim ! Bos gecmeyelim !
Birazdan tesbih cekme de biter ve cemaat yavas yavas disari cikar. Biz Mehmet ile haziriz. Camii icin yardim bagislari toplamak uzere cigirtkanlik yapiyoruz. Yardim yapanlara ilgili miktarda mahbuz kesip veriyoruz.

Cok iyi animsiyorum. Her olasi meblag icin ayri bir makbuz vardi. 10 TL, 20 TL, 50 TL, 100 TL, 250, TL, 500 TL ve 1.000 TL. Tabii 500 veya 1000 lira veren cikmazdi pek. O nedenle de birer kocan yeterdi onlar icin. Ancak dier baremler icin ucer beser kocan olurdu masada.

500 veya 1000 liralik yardim ancak bayram namazi cikislarinda olurdu. Cunku bayram namazi cemaatinin cogu yilda iki kere sadece bayram namazlarinda camiiye gelen kisilerdi. O nedenle de cikista "yillik" bagisi bir kerede yaparlardi. Mesela Yilmaz Abi.

Bir ramazan animsiyorum her aksam eve dondugumde o aksam kac paralik bagis almissak onu kareli bir deftere not ederdim. Benden hesabi tutmami istedikleri icin filan degil. Kendim icin. Oylesine. Gunluk hasilat genellikle birkac yuz lira civarinda olurdu.

Kimi aksamlar bagis toplama isini komsu camiilerde yapardik. Ornegin Dizdariye Camiisinde veya Kadirga Camii'nde. Amac tabii o taraflardaki kizlari kesmekti. Bazen sirf bu nedenle komsu camiinin kadin cikis kapisinin onune acardik tezgahi.

Bir keresinde animsiyorum, Dizdariye Camii'nin imami bizi kabul etmemisti. Masamizla birlikte kos kos bizim camiiye geri donup, namazi orada kilmistik.

Bu muezzin cocuklariyla ilgili en ilginc anilarimdan biri de bir Kadir Gecesi ile ilgilidir. Kadir Gecelerinin bizim camii icin ayri bir yerinin olmasinin bir sebebi de Sakal-i Serif toreninin yapilmasidir. (Cocukken bu deyimi sakalli serif olarak algilamistim ve ne demek oldugunu bir turlu anlamamistim).

Hz. Muhammed'in bir sakal teli saklanmakta oldugu kutunun icinde o aksam hutbe okunan yerin en tepesinde duran uzun bacakli sehpanin ustune konur. Tum teravih namazi bittikten sonra imamin namaz kildirdigi yerin oralara bir yere indirilir ve salavatlar esliginde muezzinlerden birinin gozetiminde toren baslar.

Sakalin teli buyutec gibi bir seyin ardinda muhafaza edilir ve dogru durust gormenize musaade edilmez. Hemen saygini goster ve cekil kardesim hesabi. Cunku her zaman uzun kuyruk vardir ardinda. Yapman gereken sey o mercegi uc kere opup sag gozune uc kere de opup sol gozune degdirmendir. Sonra galiba uc kere de opup basa koyma var. O kadar.

Sonra kadinlara sira gelir. Kadinlar gecerken de toreni cogunlukla ablam kontrol eder. Sakal telini elinde o tutar. Kadinlara o opturur.

Yine boyle bir kadir gecesinin ardindan tum el ayak cekildikten sonra caminin tum dis kapilarini (uc tanedir) kilitledik ve gecenin karanliginda caminin avlusunda top oynamaya basladik.

Simdi burada bir parantez acip isin ilginc yaninin camide top oynamaktan ziyade kadir gecesi karanlikta oynamak oldugunu anlatabilmeliyim. Bunun icin de sanirim su aciklamayi yapmam kafi olacaktir.

Biz caminin avlusunda muezzinin cocuklariyla zaten namaz aralarinda cook top oynardik. Gunduz camiide kimse yokken bu isi yapmak zaten bizim icin normaldi. Ancak zaman zaman cocuklarin babalarina yakalanmiyor da degildik hani. Cogunlukla ogle ile ikindi namazlarinin arasinda oynardik. Ancak saati biraz kacirinca gelen bir muezzin hicbir sey soylemeden sessizce macin bitmesi anlamina gelirdi. Bana bir sey olmazdi ama sanirim onlar aksam bir de zilgit yerlerdi.

Mehmet'in babasi Ahmet Hoca, otekilerinin babasi olan Talip hocaya gore daha sertti. Bizimle pek fazla dialog kurmazdi. Ters ters bakmasi yeterdi. Talip hocanin ise ruh hali gunden gune degisirdi. Bazen gelir fircalar bazen de gelir yumusak bir sekilde olayi bitirmemizi isterdi.

Bu muezzin cocuklarinin yaptigi bir is vardi. O da Yorgan takimlari dikmek. Caminin icindeki bir oda dikis makinelerinin bulundugu kucuk bir atelye idi. Bu atelyenin avluya bakan penceresi demir parmakliklarla kapali idi. Ancak en alt ortadaki demirlerden arti seklinde olan bir kismi ne hikmetse kopuk oldugunda orasi daha buyukce bir kare seklini almisti.

Bu da tabii bizim maclari bitirip de yorulduktan sonra spor faaliyetlerimizi kapatmadan onceki son etkinligimizi yapmamizi saglardi. Basket atislari yapmak. Eger topu yeterince iyi atarsaniz top iceri girer, dustugu yerden sag taraftaki merdiven basamaklarina ulasirsa da nazli nazli merdivenlerden inerek tekrar disari cikardi. Boylece basket oldugunda birinin yukari odaya cikip topu getirmesine gerek kalmazdi.

Eger yolunuz Sokollu Mehmet Pasa Camii'sine duserse o odanin penceresine bakin. O genis kare hala oylece duruyor. Sultanahmet'ten gelip Sehit Mehmet Pasa Yokusu'ndan inerseniz sagdaki terk edilmis tekkenin karsisindaki kapidan iceri girince avluya acilmadan once bu odanin altindan gecersiniz. Geriye donup, basinizi kaldirip yukari bakinca pencereyi goreceksiniz.

Bu mac olayini kadir gecesinde de yapmistik. O geceden animsadigim seyler, karanlik oldugu icin fazla uzun oynamayamamistik. Benim ayagimda ayakkabi degil tokya vardi. O nedenle rahat oynayamamistim. Ayrica karanliktan dolayi kenardaki bir kum yigininin icinde bastigimdan ayagim da biraz camurlanmisti.

Bir ramazan babamin kahveden arkadaslariyla cami cami dolasip teravih kilardik. Ekipte on-onbes kisi olurdu. Hepsi de benden buyuktu. Kadirga'nin cevresindeki camiilere gider, teravih namazi kilardik. Bu akinlar sirasinda en hizli namaz kildiran hocanin Kucuk Ayasofya Camii'nin imami oldugunu kesfetmistik. O nedenle isi fazla uzatmayalim dendigi aksamlar K.Ayasofya'ya giderdik. Gercekten de imam diger camiilere gore 15-20 dakika once bitirirdi namazi.

Teravihten sonra cogunlukla sahile bir cayhane gider, cay icilirdi. Ben cocuk oldugum icin gazoz icme ayricaligim vardi. Bir aksam karnim cok acti ve cayhanin dibinde tezgah acmis olan tukruk koftecisinin cikardigi dumanlar da istahimi iyiden iyiye kabartmisti. Babama kofte yemek istedigimi soylemistim. Babam cok zor ikan olup sonunda bana ceyrek ekmek arasi kofte aldi. Sonra da evde annemin yaninda durumu anlatti. Tabii annemden acaip azar isittim. Bir daha uzun bir sure babamdan bir sey istemedim.

Biraz daha buyudugumde kadir geceleri ablam ve kiz arkadaslariyle cevre camiilere gittigimizi de animsiyorum. Ancak bu kez gittigimiz camiiler nispeten daha buyuktur ve uzaktadirlar. Ornegin klasik bir guzergah soyledir : (Teravih ve Sakal-i Serif bizim camiide yapilir) S.Ahmet Camii, Nuruosmaniye Camii, Beyazit Camii, (arada bir tane daha vardi ama unuttum), Sehzadebasi Camii, Fatih Camii... Bu gezide ugranilan camilerde iki rekat namaz kilinir. Dua edilir ve cikilir. Buyuk camiiler kadir gecesi gec saatlere dek acik oldugundan bu toren sahur zamanina dek surer.

Ben herkes iki rekat kilip cikana dek hizli hizli on rekat namaz kilardim. Ablamlar tabii kadinlar bolumune gittigi icin onlarin gitmesi, donmesi, bulusmamiz tum bu surecin icinde yer alirdi. Bir keresinde Beyazit Camii'nin avlusundaki saticidan ablamin bana yaldizli bir tesbih aldigini animsiyorum.

Ve bayram !...

Bayramlar muthis olurdu. Illa ki yeni elbiselerimiz olacakti. Zaten okul arefesinde oldugundan bayramlik alinan seyler dogal okul masraflarinin arasina girerdi. Bayram sabahi erken uyanmak zorunlulugu vardi. Cunku sabah ezani saat yediden once okunurdu ve bayram namazini kacirmak olmazdi.

Bayram namazi bittikten sonra eve gelirdik. Evdeki buyuk bir degisiklik bizi karsilardi. Bir aydir kahvalti icin kurulmamis olan sofra. Mukellef bir kahvalti ederdik. Bayram namazina giderken annem bayramlik giysilerimi giydirmezdi. Birsey olur sebepleriyle. Olacak olasi seyler, burusukluk, tozlanma, kirlenme. Yine de i-ih.

Kahvaltidan sonra bayramliklarimi giyer, ev halkiyla bayramlasir ve sokaga cikardim. Animsadigim kadariyla ev halkindan pek harclik alamazdim. Sokaga cikar cikmaz ya tek ya da birkac kisi kapi kapi samimi oldugumuz komsularin kapisini calardik. Saat daha dokuz civaridir. Ama herkes bayram namazi ile birlikte kalkmis oldugundan herkes uyaniktir. Kahvaltisini etmistir. Ilk konuklari, biz cocuklari, karsilamaya hazirdir.

En mukemmel komsularimiz bize para da veren komsularimizdir. Bazilari sadece seker verir. Bazilari ise bir de mendil. Ulan ben ne yapayim mendili ya para ver para diyemezdik tabii. Ama olsun. Yine de iyi harclik dogrulturduk.

Bu paralar o zamanlar sadece bayramlarda ortaya cikan patlayici eglencelere harcanirdi. Alinan seyler torpil, maytap, fuze, mantar turu patlayicilardi. Fuze en pahali olanlariydi. Ben hic fuzeye para yatirdigimi animsamiyorum. Bir de fuzelerin ucmama riski vardi. Meydanin ortasina koyar ve alttaki fitiline kibriti cakip kenarlara kacisirdik. Fuze havalip bir sure yol olduktan sonra tukenecegine oldugu yerde guum diye de patlayabilirdi. O zaman da hic keyfi kalmazdi.

Ben daha cok mantar veya torpil alirdim. Mantari ya tabancasiyla patlatirdik ya da ozel iki yolla. Tabanca fazladan bir masraf oldugundan cogunlukla o ozel yolari kullanirdik. Bunlardan biri ince bir tel yardimiyla gerceklestirilirdi. O zamanlar sokaklar her turlu malzemenin bulunabildigi zengin birer mekandi biz cocuklar icin. O nedenle zorluk cekmezdim.

Metal halka sekline getirilir ve uclari biribirine degecek kadar birlestirilir. Mantar bu iki ucun arasina sikistirilir. Daha sonra bu haliyle metal bir kac metre uzaga done done firlatilir. Metal yere duserken cogunlukla metalin uclari darbeden dolayi birbirlerine daha yaklasirlar ve boylece arada kalan mantar basinctan dolayi patlar. Tabii metal yeterince sikismazsa patlama gerceklesmez. Bu durumda yeniden denemek gerekir. Bu yolun bir de is kazasi vardir. Mantari metalin arasina sikistirirken metal gereginden fazla sikistirilmissa mantar daha araya girerken elde patlar. Bu durumda ellerde gecici yanma hissedilir. Moral bozulur.

Bir baska yol da sudur. Mantar tanesi duvarin dibine konur. Bir kibrit copu yanici yeri mantarin agzina girecek sekilde dikey olarak ustune konur. Ikinci bir kibrit copuyle mantarin ustunde duran kibritin ust kismi yakilir. Cop sonmeden asagi dogru gider ve patlayici yeri geldiginde alev alir. Ayni anda da isinan mantar gum diye patlar.

Aaa bir ucuncu yol daha vardi. Simdi aklima geldi. Mantar yere konur. Ortasindaki yuvasinin icine girebilecek kucuklukte bir tas parcasi yerlestirilir. Parcanin ust kismi mantarin biraz disina tasar. Ayagin topuk kismi ile bam diye vuruldugunda (ayaktan cikarmadan) mantar gum diye patlar. Bu pek eglenceli degildir tabii. Bir de ayakta lastik ayakkabi olmamasi lazimdir.

Ramazanlar ve bayramlari boyleydi iste ben cocukken. Sonra buyumeye basladim ve tilsim da kacti. Once artik her bayramda yeni bir elbisem olmamaya basladi. Sonra bayram ziyaretlerim bitti (cunku artik el opmeye gidip karsiliginda para beklemenin utanc verici oldugu yaslara gelmistim).

Bunlar yasanmis olmasi guzel seylerdi. Ben o devirlerde bu gercekleri yasarken siyah beyaz televizyondaki buyuk insanlar eski bayramlari anlatir dertlenirlerdi. Simdi ben ayni durumdayim ve o gunun gerceklerini bugun hu su icinde aniyorum.

Demek ki bugunun kucukleri de bir yerlerde bu ramazani boyle yasarken buyuduklerinde benzer bir ic gecirmeyle anacak ve ne guzeldi diyecekler.


Saflik her zaman en guzelidir.


Bayraminiz kutlu olsun !...

Tanol Turkoglu

20 Ocak 1998

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . .