. . KADIRGA ANILARI - 1

Sultanahmet'i herkes bilir. Biraz merakliysaniz saginda solunda neler var arastirip onlari da ogrenebilirsiniz. Ornegin parkin cevresinde neler vardir ?

Tapu Kadastro binasini bilebilirsiniz de belki de yanindaki eski saray yeni muze binasinin hikayesini bilmeyebilirsiniz. Ornegin ben kucukken orasi kronik bir restorasyon calismasindaydi. Yillar yili restore edildi. Ve ben lise caglarina geldigimde nihayet tamamlandi. Simdi Anadolu Medeniyetleri Muzesi olarak hizmet veriyor.

SULTANAHMETTEN CIKTIM YOLA

Peki biraz daha iceri, simdiki Marmara Universitesinin rektorluk binasina dogru yuruyelim ayni koldan (bilmeyenler veya oryantasyonu pek iyi olmayanlar icin ipucu : Su anki tramway yolunu arkaniza alip parak dogru baktiginizda camii solunuzda kalir. Biz su an parkin sag tarafindan iceri dogru ilerliyoruz). Sagdan bir yol cikar yukari dogru. Ve adliye sarayina acilir.

Adliye binasinin ana giris cephesine gelmeden, o yolunda sagindan bir yol kivrilir iceri. Bu adliye binasinin arka cephesine bakan mekandir. Bu mekanda biz cocukken top oynardik. Askeri bir birlik yer alirdi orada. Ctesi aksamlari bize izin verirlerdi cogu zaman. Iddiali maclari orada yapardik. Takimlar sekizer kisi bile olabilirdi. Iddialar sanirim 5 lira filan olurdu. Yillar 1978-80...

Simdi o alan genele kapatilmis. Hakim ve savcilar icin otopark olmus. Hazir laf bu golgede kalmis yoldan acilmisken saga donup adliye binasinin arkasina ulasmak yerine solunuza bakarsaniz bir Iran okulu gorursunuz. Annemle oralardan gecerken yillar yili hep Iran okulu, Iran okulu deyip dururdu. Ben bir anlam veremezdim. Sonra kendim oralarda dolasmaya basladigimda gordugum bayrak ve otopark isaretindeki aciklamadan orada bir okul oldugunu anladim.

Neyse biz o yola sapmayip devam edelim. Tam sag kosede bir kalinti vardir. Bir kac kemer yer alir. Orasi ben cocukken de oyleydi. Ancak bir de sirti vardi o terk edilmisligin. Mambul Teyze ile kuzusunu oraya getirir, yol seviyesinin altinda kalan o kemerlerin onune kuzuyu salardik. O otlardi. Bir de oraya tepeden balan sirta cikip uzanirdik cimenlere. Mambul Teyze cogunlukla yazin tokya giyerdi (bu sey tokyo olarak mi yoksa tokya olarak mi yazilir bilmem). Bir keresinde avucici kadar bir cam parcasi saplanmisti tokyasina. Allahtan ayagini parcalamadan fark etmistik de cikarmistik.

Mambul Teyze burada daha once de bahsettigim yaz dondurmacimiz, kis sam tatlicimiz dayinin karisi olur. Dayi simdi vefat etti ama Mambul Teyze hala yasamakta. Annemizden bize yadigardir kendisi. Yilda birkac kere gorusuruz.

70li yillarda simdiki rektorluk binasinda buyuk bir yangin cikmisti. O zamanlar o bina galiba kullanilmiyordu. Ya da ben bilmiyorum ne ise yaradigini. Yangindan sonra uzun sure el degmedi binaya. Bakimsiz kaldi. Cook sonralari restore edildi. Ve universitenin rektorlugu oldu. Ben hicbir zaman binayi rektorluk binasi olarak kabul edemedim. O baska bir binaydi. Ne oldugunu bilmedigim.

Eski, tarihi (biraz da kenar demeli) mahallelerde yasamanin boyle ilginc bir yani vardir. Tarihle, tarihi seylerle icicie yasarsiniz ama ne adini bilirsiniz, ne de ise yaradigini. Ben Sulatnahmet Meydanindaki cesmeyi cocuklugumda hep Alman Cesmesi olarak bildim ama neden Alman Cesmesi dendigini bir turlu ogrenemedim. Ya da evimizden yurume mesafesi on dakika uzaklikta olan Topkapi Sarayini ancak lise birinci sinifi bitirdigim yaz, o da Ordulu bir yatakhane arkadasimi gezdirme vesilesiyle gordum. Hatta Aya Irininin yerini cok daha sonra. Oysa bana soylenseydi ki Aya Irini denilen yer sonbaharda Munir ile citlembik toplamaya gittigimiz yerin az otesindeki yer elimle koymus gibi size gosterirdim.

Biraz iddiali iseniz Sultanahmete gelmisken Peykhane Sokak boyunca ilerleyip Cemberlitasa, oradan da Beyazita ulasabilir ve bu yolu kesfettiginiz icin kendinizle gurur duyardiniz. Bu belki de sizin icin sehrin yeterince arka sokaklarinda gezmek olurdu. Peykhane Sokak parki solunuza alip iceri dogru ilerlediginizde yol bittiginde sagdan kivrilan caddedir.

PEYNIRLI, KIYMALI PIDELER

Eskiden orada bir tane pastane vardi. Tam kosenin bir yaninda yer alirdi. Uzun pideler satardi. Oh cocukluk tadlarimdan. Peynirli ya da kiymali olurdu. Ama istedigim her zaman yiyemezdim o pidelerden. Annem icin nedense o tur seyler hep sagliksiz, su bu idi. (Ama sonradan bunun para ile bir ilgisi oldugunu anladim - bir de annemin kafasinin ne kadar dertle dolu olup olmadigiyla).

Nadir zamanlarda annem aska gelir bana pide alirdi. (Ben okula baslamadan once biz annemle haftanin neredeyse dort gunu filan Ayazpasadaki akrabalarimiza giderdik. O nedenle Sultanahmet hattini surekli kullanirdik). Belki de bu nedenledir ki yatili olarak liseye basladigimda cuma gunleri eve donerken otobusle Sultanahmette iner, biriktirdigim harcligimla o pastaneden bes peynirli, bes de kiymali pide alirdim. Onlar ortadan ikiye bolunduklerinden yirmi parcalik muthis bir ziyafet olurdu. Bir guzel yerdim hepsini evde. (Annem o zamanlar tum hafta bana hasret oldugundan bir sey demezdi).

Ben daha ortaokuldaydim ki o pastanenin hemen yanina, kosedeki binanin altina, Kosem adli bir pastane acildi. O pastane biraz daha luks idi. Basik tavanli bir ust kati vardi. Cafe gibi. Hayatimda ilk kiz tavlamaya cikma olayini orada gerceklestirmisimdir. Mahir adli bir ilkokul arkadasimin zoruyla oraya gitmis, ust katta bir masaya oturup kendimize birseyler ismarlamistik. Sonradan anladim ki Mahirin o siralar goz koydugu bir kiz ile ortak bir kiz arkadasimiz gelecekler oraya. Mahir ayarlamis herseyi. Sonra bu kizlar gelince Mahir bana goz isaretleri yapmaya basladi hadi sen de oteki kizi al yaylan gibisinden. Abi ben bu ayaklara hic gelemem dogrusu. Olay yerini terk ettigimi animsiyorum. (Oteki kiz da zaten ilkokuldan sinif arkadasimdi ve guzel degildi - erkek fatma deriz ya o cinsten birisiydi).

O ilk pastanede kalfa gibi calisan (usta eger pastane sahibiyse) kisi bu yeni pastaneye transfer olmustu. Simdi bunlar oldu iki pastane. Pasta da kuculdu tabii. O yeni pastane ile ilgili animsadigim bir baska sey de prenses isimli tatlilardir. Ustunde buyuk bir P harfi olan cikolatali bir porsiyonluk bir pasta idi prensesler. Bir ara acaip takmistim prenseslere. Her gun bi sekilde para buluyor, kosa kose evden oraya gelip bir tane alip yiye yiye eve gidiyordum.

Simdi Kosem pastanesinin oldugu kosedeki bina restore edilmis ve hotel ya da pansiyon turu bir sey olmus. Catisinda da sanrim ustu acik bir cafe-restaurant var. Ilk pastanenin sahibi son zamanlarda (90larin basinda sanirim) birkac bina icerde, ayni sirada baska bir girise pastane acmisti. Sonra sanirim orayi da birakti. O sira butunuyle pansiyon, hotel olma egilime girdi.

YURDUN ARKASI

Isterseniz biz Peykhaneden ilerlerken bazi seyleri teget gecip de kendimizi Cemberlitasa atmayalim. Onun yerine az ilerden sola sapalim. Once yolun sonuna, ufuk cizgisine dogru bakip taa Marmara Denizini bile gorelim. Sonra da o yokus basindan asagi dogru ilerleyelim.

Aslinda bu guzergah cocukken bizim kullandigimiz yol degildi. Ben daha cok lise caginda, eve donerken bu yolu kullanmaya baslamistim. Ama simdilik bu yoldan gidelim sonra sizi baska yollardan da ayni yerlere cikaririm.

O yokustan ilerlersek bizi birkac kere iki tarafli baska sokaklar keser. Bunlardan bir tanesi saga dogru Dizdariye Camiine ve ana girisi Peykhane uzerinde olan Cemberlitas Kiz Yurdunun arka cephesine acilir. Orada sanirim adi Ahmet olan birisi vardi. Yurdun soforu idi sanirim. Yurt binasinin altinda birkac minubusluk bir garaj ve o garajin icinde ogluyla birlikte yasardi. Benim icin buranin onemi suradan gelirdi. O garajin onu v harfi seklinde bir duzluktu ve top oynamak icin idealdi. Garaj oldugu icin oraya kimse araba park etmezdi ve dogrusu adinin Ahmet olup olmadigini su an tam animsamadigim o amcanin keyfi yerinde oldugu surece bize cumartesi gunleri orada top oynamamiza izin verirdi.

O mahallenin aileleri ve cocuklari biraz degisikti. Sanirim Kapalicarsida veya Sultanhamamda calisan is guc sahibi kisiler otururdu orada. O nedenle de cocuklarinda bende olmayan oyuncaklar olurdu. Ve imkanlar. Ornegin frizbi vardi onlarda. Her maci coca colasina yapabilirlerdi. Kramponlu ayakkabi giyer, mesin topla mac yaparlardi. Kalecilerde mutlaka eldiven olurdu. Markalarini bilmedigim ayakkabi giyerlerdi.

Aslinda dogrusu orasi ornegin benim icin kuzey yonunde cocukluk yasamimin siniri idi. Ve ben sinirlarda oynamayi severdim.

(Gelecek bolumde kaldigimiz yerden devam edecek ve Kadirga'ya biraz daha yaklasacagiz....)



Tanol Turkoglu

15 Subat 1998

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . .