. . KADIRGA ANILARI - 2
Peki biz yine o sokaktan geri gelip, yokusumuzdan inmeye devam edelim. Az sonra karsimiza bir baska yokusun basi cikacaktir. Sag koldan. Bu yokus Sehit Mehmet Pasa Yokusudur. Hemen sol tarafinda da ayni adli caminin arka sinir duvari yer alir.

Simdi bu yokustan asagi dogru biraz daha yavas ilerleyecegiz. Cunku bu yokus sonunda benim hayatimin ilk onalti yilinin gectigi mahalleye acilmaktadir. Meraklisi icin soyleyeyim Bir Zeki-Metin filminde (sanirim adi Bes Milyoncuk Borc Verir Misin idi) bir tabut tasima sahnesi vardir. Zeki ile Metin yolda tanimadiklari birisinin cenazesinin gorurler. Peslerinden kimse gelmedigi icin kimsesiz oldugunu dusunerek yardim ederler. Is doner dolasir hapishaneden kacmak icin bu yolu secmis bir haydut olayina gelir. Ancak bu tabutun tasindigi yerler iste bu yokus ve onun acildigi diger sokaklardir. Bir sahnede tabut ile caminin diger cephesinde yer alan ara sokakta gorunurler. Bir sahnede bu yokustan cikarken. Bir sonraki sahnede de ayni yokustan inerken (koca memlekette yer yok ki in cik yapiyorlar mecburen).

Yokusun basinda hemen sagdaki evde cok guzel kizlari olan bir aile otururdu. Annemin de cok sicak olmamakla birlikte konustugu, selamlastigi bir komsu idi. Biz annemle yazin bes gun Florya Gunes Plajina giderdik (koca bir yaz mevsiminde sadece bes gun denize girerdim yani). Onlar ise takim halinde Ataturk'un yazliginin yanindaki Yeni Plaja giderlerdi. (Ne yazik!!!).

GIZEMLI BAHCE

Soldaki cephe caminin cephesi idi. Ancak tam anlayamadigim bir olaydir bu. Simdi burada bir toprak bahce vardi. Ortasinda kocaman baca gibi bir sey. O bahceye acilan yerlerde goz goz odalarda insanlar yasardi. Oraya dogdugum gun bugun bir kez bile girmis, iceride ne var detayli incelemis degilim. Orada yasayanlari tek tek tanisam bile. O bahce sanki efsunlu idi. Ait olmayan giremezdi. O mekanda yasayanlar icinde en ilginc olani yalniz basina yasayan bir kadindi. Adi da sanirim Suslu idi. Onunla ilgili soyleyebilecegim iki sey var. Hayatta yuzu bu kadar burusuk bir kadin ben daha baska gormemistim. Ikincisi de her gun yokusun basindaki evinden cikip sonundaki cesmeden iki kova su almaya gidip gelmesiydi. Sanirim bunu gunde birden cok kere yapardi.

Asagidaki ara sokaklarin birinde oturan kucuk insanlardan birisi de Ayten Abla idi. Sanirim teyzeleri ile birlikte yasardi. Iki tane birbucuk metre uzunlugundaki kadin ile. Her g?n bu uc kadindan birisi illa ki elinde bir bakrac cesmeye su almaya gidecek. Cunku evlerinde terkos sistemi yok sanirim. Bir de bunlar ogleden sonra iyice suslenir puslenir bir yerelere giderlerdi. Aksam da gelirlerdi hava kararmadan. (Sonradan Aytenin bagimsiz calisan bir hayat kadini oldugunu, o iki teyzesiyle ise gittigini ogrendigimde cok sasirmistim). Komsuyduk hepsiyle ne yalan soyleyeyim.

Yokustan asagi indikce ilginclikler daha da artar. Ornegin solda bir adet tekke kalintisi vardir. Giderek de daha da curumektedir. Ben cocukken tekke daha canli idi. En azindan icinde bir suru insan yasardi. Cocukluk askim da.

OZBEKLER TEKKESI

Tekkenin ust katlarinda ilginc kalintilar vardir. Ne oldugunu bilmiyorum ama tekkenin yokusa bakan ana cephesinin en ust katinda bir bir bucuk metre capinda daire seklinde delikler vardi. Bir tur kamara penceresi gibi. Tekkede yabancilar da kalirdi (sanirim o devirlerin cicek cocuklari, Avrupadan gezmeye gelmis). Bazilari bu daire seklindeki yerlere tirmanir, orada aksama dek otururlardi. Onlari seyrederdik. Bize inanilmaz gelirdi orada oturmak...

Tekkenin bir de bahcesi vardi. Ben daha dogdugum ahsep evde otururken o bahceye acilan ayri bir kapi vardi. Orada bir suru bekar genc yasardi. Bizim cumbanin bir cephesi de o yone baktigindan annem aksam oldu mu daha hava kararmadan perdeleri kapattirirdi bize. Sonra daha biz o mahalleyi terk etmeden o bahcenin girisi yikildi ve bahceye ancak tekkenin ana giris kapisindan erisilir oldu. Bahce de iki tane deli kardese kaldi.

DELI BILAL

Ben buyudukten sonra mahallenin delisi deyimini her duydugumda hic de sasirmazdim. Acaba bu nasil bir sey demezdim. Cunku bizim mahallede gercekten de deli vardi. Birinin adi Bilal birinin adi da Tugrul idi. Kardesti ikisi de. Deli dedigim aslinda su (biraz buyuyunce anladim bunlari) : Bu ikisi aslinda uyusturucu filan alan serseri tipler. Uyusturucu bulamayinca saldirganlasiyorlar. Hele bir de mahallede arkasindan deli bilal diye bagirdigini dusunun bir suru cocugun.. Acaip kovalardi bunlar bizi. Hele daha buyuk olan Tugrul cok hizli kosardi. Bir keresinde neredeyse enseliyordu beni. Allahtan surekli yon degistirip, deliler gibi :-) bir ona bir buna yoneldiginden pacayi kurtarmistim.

Buyudugumde ogrendigim sey su olmustu : Agabeyimin takildigi kahvede bu ikisi sut dokmus bulbul gibiydiler. Milletin onunde asker selami verir, onlardan para tirtiklar ve sarap parasini cikarirlardi. Ilk gordugumde gozlerime inanamamistim. Birkac sokak otede bizim deli dedigimiz, dusman cephe olusturdugumuz, gordugumuzde odumuzun koptugu bilal efendi, burada, kahvenin onunde milletin orta mali gibi saga sola yalakalaniyor. Birisi gelip ona tekme atiyor, bir baskasi laf atip suratina bir saplak indiriyor. Ardindan uc bes kurus para verdigin surece bilal bunlarin hepsini gulen aptal bir suratla karsiliyor.

Bu tekkenin bahcesinin bir duvari bir arsaya bakardi. Bu arsa (hala duruyor ya hayret bir sey) bizim top oynadigimiz yerlerdendi. Eger mahallede park edilmis arabadan yer bulamazsak buraya gelirdik. Bir keresinde arkadaslarimin biri topa bir vurdu top o duvari asip, deli bilalin yasadigi bahceye dustu. Tabii hicbirimiz bahceye girip de topu alamadik. Ne Bilalin orada oldugunu biliyorduk ne de (orada olmasa bile) yuregimizde cesaret vardi.

Topun sahibi ben oldugum icin tabii olayin pesini birakmayan da yine ben olmustum. Olayi anneme anlattim. Annem ilginc bir sekilde ertesi gunlerin birinde, Bilal orada oldugu halde benimle birlikte bahceye girdi ve topu aradik. Bilal o sirada bahcenin bir kenarindaki ustu basi her yani acik sedirin ustunde uyuyordu. Vakit ogle. Annem onun saldirganlasmasini engellemek icin sakin ses tonuyla ne yaptigimiz anlatiyor bir yandan da bana isaret ediyor saga sola iyi bak topunu bul diye. Az sonra topumu buluyoruz.

Anlasilan (allahtan) Bilalin keyfi yerinde ve uyuklamakta ki bize hic ilismiyor. Belki de orada oldugumuzun bile farkinda degil. Bu iki kardesin annesi ve babasi da vardi. Bunlar da Marquez tiplerindedi iste. Arada bir gelir, ogullarini ziyaret eder giderlerdi. Nerede yasarlardi, cocuklarini neden yanlarina almazlardi, bilmiyorum. Belki de kadinin kocasi oz babalari degildi filan. Kadinla ilgili animsadigim sey cok cirkin makyajli olmasiydi. Bir de yuksek sesle konusurdu. Belki o da yasli bir hayat kadiniydi.

Tugrul ile Bilale simdi ne oldu bilmiyorum. Belki de birileri cizmistir bunlari. Kis geldigi zaman Kadirgadaki simitci firinin arkasinda bir yerlerde kalirdi bunlar. Firin oldugu icin tabii sicacik oh gel keyfim gel.

Bu top oynadigimiz arsayla ilgili bir baska animi daha anlatmaliyim. Kac yasindaydim animsamiyorum ama oglenci oldugum bir donemdi anlasilan. Aksam uzeri annemden zar zor izin almisim bu arsada top oynuyoruz. Arsa ayni zamanda konfeksiyon atelyesi olan ablamin da isten eve donus yolunun uzerinde. Nedense o donemde ablam beni sokakta gordugunde eve goturuyor. Oteden ablamin gelmekte oldugunu fark ettim. O daha arsanin hizasina gelmeden ben arsanin ic kisminda bir tas cikintinin arkasina saklandim. Tabii bu durumda mac da durdu beni bekliyor. Ablam bu sirada arsanin onunden geciyor. Bakiyor ki (bunlari izliyorum saklandigim yerden) benim de icinde oldugum ekip mac yapiyor. Duruyor ve bana bakiniyor. Goremeyince de Tanol nerede? diye soruyor. Millet de benim orada olmadigimi soyluyor. Albam gidiyor. Ben saklandigim yerden cikiyorum. Maca devam ediyoruz.

O arsa ben kucukken cok buyuktu. Ucerden alti kisi mac yapabilirdi. Hatta ic kisimlari kullanilmaz durumda oldugu halde. Oysa buyudugumde oralardan gectigimde bana degil alti kisi top oynamak bir kisinin top sektirmesinin bile mumkun olamayacagi kadar kucuk gorunmeye baslamisti.

Zamanla insanlar buyumuyor sadece. Anlasilan eskiden yasanan mekanlar da kuculuyor.

Tanol Turkoglu

15 Subat 1998

© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)

. . .