|
|
| . | . | KADIRGA ANILARI - 4 Bu bahsettigim ve sadece bir yil kadar oturdugumuz bina ile birlikte yokus da sona ererdi. Sona erdigi yerde de kucuk bir mahalle meydani olusurdu. Bir yaninda evler bir yaninda caminin ana giris kapisi. VE MAHALLEMIZ... Meydani soyle anlatmaliyim : Yokusun bitiminde sagda bu Hamit Beylerin evi bir kose binaydi. Hemen yanindan kucuk bir yokus ile bir ara sokaga cikilirdi. Bu sokagin karsi kosesinde Atfanim Teyzelerin (oyle soylerdik adini, Atife Hanimdi gerci ama) ahsap binasi bulunurdu. Ben daha okula gitmeye yeni baslamistim ki mahallemizin muteahhiti bu evi aldi ve yikip yerine yesil, cirkin bir bina dikti. Ahsap evin girisi meydana bakan on cepheden oldugundan binanin eni daha genisti. Yesil evin girisi yandan oldugundan eninden cok kaybetti. Iki minicik odali bu evin kullanim alani sanirim 20-30 metrekaredir. Hala durur. O evin devami bir sira ev daha icerirdi. Ayrica o yon Kadirga?ya giden bir yolun da basiydi. O yolun oteki yaninda meydana bakan yerinde bir baska ahsap kose ev vardi. Bu evde Cinci Meydani yakinlarinda bakkallari olan bir aile otururdu (biz onlara zaten bakkallar derdik). O yolun agzi olan kosede evin bahce duvari vardi. Bahcede de neredeyse tum dallari sokaga bakan bir incir agaci. Yaz oldu mu o agaca acaip dadanirdik. Her acidan. Cok nemrut bir kadin oldugu icin evde yasayan teyze agaca cikip da meyvelerinden istifade edemezdik. Ama biz de tas, sopa vb atarak olmus, olmamis tum incirleri asagi indirirdik. Bahcenin duvari cok yuksek degildi. Evet biz cocuklar icin ulasilamazdi ama sanirim bu o zaman iki metre anlamina geliyordu. O nedenle de meydanda top oynarken cok topumuz kacti o bahceye. Boyle bir durumda karsilastigimis seyler sunlar olabilirdi. Kadin evde yoksa birimiz duvari tirmanir, bahceye girer, topu alip cikar. Kadin evdeyse ve sinirliyse (cogunlukla boyledir) ya topu patlatip bize cesedini atar bahceden ya da hic vermez. Kadin evdeyse ve iyi gunundeyse (acaba onu iyi yapan sey neydi) topu bize atardi bahceden. O evin hemen solunda, yokusun tam karsisina gelen yerde bir baska ahsap ev bulunurdu. O evin sahiplerini cok iyi hatirliyorum. Yasli, bunak bir teyzeydi. Benim anneanne dedigim ucuncu oturdugumuz binanin sahibi teyzelere oturmaya geldiginde evini soyle anlatirdi : ? Su ev benim annemin, annesinin, annesinin, annesinin, annesinin evidir?. Ben buyuklerin taciziyle o teyzeye bunak dedim. Cunku seyrederdim. Orada bulunan herkes biyik altindan guler, teyzenin kulagi az isittigi icin de caktirmadan dalga gecerlerdi. Belki de teyzenin dedigi dogru idi. Bu evin de hemen yanindan bir sokak inerdi asagiya. Daha sola dogru devam edersek bu sokagin solunda caminin ana duvari yer alirdi. Boylece mahallemiz tamamlanmis oldu. Ortada kare seklinde bir meydan. Bunun sol tarafi butunuyle camii. Uc kosesinde birer sokak. Dorduncu cephesi ise koca bir yokusun agzi. SEL SULARI Biz cocuklar icin bu meydanda yapilacak en iyi sey oynamakti tabii. Top pesinde sabahtan aksama dek kostururduk. Ben kendimi ilk sokakta buldugum zamanlarda tum sokaklar, yokuslar arnavut kaldiri ile kapliydi. Yokusun en basindan itibaren meydana dek yolun ortasi v seklinde dosenmis taslardan olusurdu. Yarim metre genisliginde. Bu yagmur yagdiginda sel sularinin ortadan akip gitmesini saglamak icindi. Hele saganak yagislarda selin eni bir metreyi bulurdu. Eger bir yolunu bulup o yagmurda sokaga cikabilmissek yaptigimiz sey o selin ustunden bir o yola bir bu yana atlamak olurdu. Caminin tam meydana bakan yerinde ana giris kapisi vardir. Bu kapinin sokakla temas eden yerinde bes alti basamakli, ustu kapali tas bir giris yer alir. Bu merdivenlerden cikinca bes alti metrekarelik bir sahanliga ulasirsiniz. Caminin avlusuna acilan kapi buradadir. Kapidan girdikten sonra da otuz kusur basamakli bir merdivenden cikip avluya ulasirsiniz. Bu devasa kapinin sokakla temas ettigi o bes alti basamakli merdiven girisi bizim icin her zaman tek kale oynanan maclar icin kale olmaktan kurtulamamistir. Bu durumda ozellikle namaz saatleri geldiginde cemaat ile top oynayanlar arasinda munakasa cikardi. Dusunsenize yasli bir adam camiiye gidiyor. O sirada biz mac yapiyoruz. Bir sut cekiyoruz. Adam ornegin sirtindan, kalcasindan veya kafasindan sisleniyor. Bizim caminin surekli mudavimi bir cemaat vardi. Bunlar en olu ezan vakitleri olan sabah ve ikindi namazlarinda bile camiye gelirlerdi. Yas ortalamasi da sanirim 60 civarindadir. Bu adamlardan bir tanesinin ilginc bir ozelligi vardi. Cuma hutbesi okunan yerin merdivenlerinin basinda bulunan kapi gibi seyin ustunde bir goz resmi bulunurdu. Bu adam zaman zaman namaz baslamadan, oraya gider, bir elini uzun uzun tas zemin ustundeki o goze surer sonra da onu kendi gozlerine surerdi. Ben bir anlam verebilmis degilim. Neden orada bir goz vardi ve adam ne amacla boyle bir sey yapiyordu. Biz hem cift kale, hem tek kale mac yapardik. Adam sayisina gore. Fakat mahalle hayatimizda ilginc bir sey oldu. Her yerde oldugu gibi bu sokaklarin zeminlerindeki taslarin degistirilmesi gundeme geldi. Bu uzun bir sure mahallenin kazili kalmasi anlamina geldi. Daha sonra eski usul, oylesine serpistirilmis taslardan olusan zemin yerine duz dikdortgen taslar dosendi. Biz de bu surecin sonunda kalecili, dorderden cift kale mac yapma kulturumuzu bir anda kaybettik. Bundan sonra artik ya tek kale mac yapar olduk ya da minyat?r kale dedigimiz kalecisiz ikiser veya ucer cift kale mac yapar olduk. Ben mahallenin zemininin degistirilmesi gundeme geldiginde asfalt yapilmasini cok istemistim. Boylece cillop gibi bir zeminde top oynayabilecektik. Ama ne yazik ki olmadi. Yeni taslari da hicbir zaman sevmedim. Eski usul taslar daha iyiydi. Hem artik sel sulari yolun ortasindan gitmiyordu. Onemlerini kaybetmislerdi. 22 Mart 1998 Tanol Türkoglu © COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net) |
| . | . | . |
![]() |
![]() |