Yelpaze'nin ortak kosesi, Turkiye Net'in solugu olan Vizyon'un yenilenme araligi, Turkiye'nin gundemindeki toplumsal olaylarla dogru orantilidir. Anavatanda nabiz yukseldikce bu sayfa yenilenir.
Mektuplarinizi, elestirilerinizi bekliyoruz.
editor@turkiye.net

Illiberal demokrasinin ibresiz pusulasi...
20. yüzyilin son çeyreginde yepyeni bir tanim oturdu kamu hukuku doktrinleri sözlüklerine: Illiberal demokrasi...
Demokrasi olmasina demokrasi bu yönetim biçimi de... Ama özgürlüksüz demokrasi...Yani seçimler yapiliyor, parlamento var, partiler faaliyette. Toplumsal özgürlükler ise kisitli , sendikalar kurulamiyor, insan haklari çigneniyor, düsünceyi açiklama yasaklarla sinirlandirilmis...
Bu sekilde yönetilen ülkelere örnek verilirken öncelikle Cezayir, Pakistan, Libya, Irak sayiliyor ve ne yazik ki, Türkiye de uzayip giden bu listenin kapsaminda. Bir tarafta piril piril gerçek demokrasiler, bir tarafta karanlik taklitleri...
Bu sahte demokrasilerin en büyük özelligi, tümünün de mesleksiz kitlelerden olusmalari, gerçek anlamda bir üretimden yoksunluklari, yöneticilerinin " yönetme"yi sürekli ve karli bir geçim kaynagi haline dönüstürmüs olmalari.
Gerçekte çok partili bir düzen gibi görünmelerine karsin temelde kesinlikle tek partili bir düzen sürüp gidiyor bu ülkelerde. Herkes kendi sirasini bekledigi için gerçek bir muhalefet yapilmiyor, demokratik haklara karsi olan yasalar bir türlü degistirilmiyor .
Ve en çarpici nokta, bu ülkelerin ekonomileri bir felaket... Açlik ve sefalet kaotik rüzgarlar estiriyor toplumda...
Kirilip küsmeyelim, öfkeye kapilmayalim, biz niye bu listedeyiz, diye...
Türkiye milli gelir dagilimdaki dengesizlikte sampiyon: Nüfusun yüzde 20si milli gelirin yüzde 55ini paylasirken, bir diger yüzde yirmi yalnizca yüzde 4.5 ile idare etmeye çalisiyor.
Türkiye enflasyonda da sampiyon: Sudanin hemen arkasinda, yüzde yüzleri asan basarisiyla...
Rüsvetin ve karanlik iliskilerin yayginligi üzerine yapilmis siralamada ilk sekizin içinde...
Dünya eroin üretiminin yüzde 25ini elinde tutuyor.
Türk insaninin yasam kalitesi, komsumuz Yunanistanin 46 kat altinda...
Bu çarpici veriler kuru iftira degil ne yazik ki... Yönetici kadrolarin, fisiltiyla da olsa, kendi yaptiklari açiklamalara dayaniyor tümü de...
Böylesi bir zehirli ortamin mesleksiz insanlari ne yapiyorlar peki? Var olmak için dine veya irkçiliga sariliyorlar. Orada bir kimlik buluyorlar. Ya Elhamdülillah Müslümanim deyip camiye siginiyorlar ya da Bir Türk cihana bedeldir sözünün ardinda kisla hayranligina ...Ikisi de siyasal erke ulasmak , "miri mali"ndan pay almak için en saglam yol asirlardir burada.
Soguk savas yillarinda, dis yardim adi altindaki ianelerden yararlanabilmek için, neredeyse Amerikanin bedava insan deposu haline sokulan Türkiyede, McCartycilere bile parmak isirtacak bir yöntemle ülkede muhalefet birakilmadi. Tüm aydinlarini, bilim adamlarini vatan haini komünist suçlamalariyla hapishanelerde, sürgünlerde çürüttü bu ülkenin tek partili, çok partili yönetimleri. Ama ne yazik ki, kraldan çok kralci bu tavir en sonunda dise dokunur bir yarar da saglamadi. Bugünkü dünya siyasal yapilanmasina bakilirsa sol partilerin nasil bir ivmeyle yönetime geldikleri ortada. Türkiyenin nasil dislandigi da...
Emir, demiri kesmedi maalesef... Çünkü bilime karsi gelinemez...
Allahsiz komünizme karsi cami slogani iste ülkeyi bu karmasa ortamina böyle sürükleyiverdi.
Ve bu açidan bakilinca, simdi meydanlari dolduran türban savasçilari, açilan yesil bayraklar büyük bir sürpriz degil...
Tabularla dogmalarin arasina sikismis bu insanlarin baska neye siginmalari bekleniyordu ki?
Sorun türban sorunu degildir, sorun bir siyasal güç ve kimlik sorunudur. Üretken ve düzenli ekonomik yapilara sahip toplumlarda; kim kimin kiligina karisabilir, kim kimi dinsel baskilarla sindirebilir, kim kimi devlet adina yasadisi olarak tehdit edebilir? Oralarda irkçilik da, din simsarligi da para getirmiyor ve meslekten sayilmiyor...
Görülüyor ki çözüm, bir an önce Türkiyenin kendini arindirip, etegindekileri açiklikla önüne döküp yeni bir baslangiç yapmasindan geçiyor. Çagdas ve saglam bir üretim toplumu olmasindan... Bilgi çagi treninin son vagonunu ancak böyle yakalayabilir.
Yoksa illiberal demokrasinin ibresiz pusulasiyla yolunu yitirip, 21. Yüzyilin da çok gerilerinde kalmasi isten bile degil...
Solmaz Kamuran
18 Mart, 1998
Önceki Yazilar
© COPYRIGHT 1998, TURKIYE NET (www.turkiye.net)